3 FİLM 1 KİTAP

BURAK GÖRAL İLE 3 DVD 1 KİTAP

TEREDDÜT
Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu
Oyuncular: Funda Eryiğit, Ecem Uzun, Mehmet Kurtuluş
105 dakika, 13+

Gencecik yaşta evlendirilen kız çocuğu Elmas, kocası ve kayınvalidesinin esiri olmuş adeta ve sıkışıp kalmıştır. Kocasınla cinsel ilişkiye girmekten korkmakta ve kocası onu her zorladığında da çok acı çekmektedir. Bir gün bir şekilde patlama noktasına gelecektir elbet. Yolunun kesiştiği psikiyatr Şehnaz ise uzaktan mutlu gibi görünen bir evlilikte bunalmaktadır. Kocasıyla her konuda anlaşıyor gibi görünse de cinsel anlamda tatminsizdir.
Filmdeki her şey diğer bir şeyin tezatı aslında, ama aynı resmin parçası. Şehnaz’ın kocası günlük hayatta Şehnaz’a destek ve sevgili gibi ama iş yatağa gelince sert ve bencil. Tıpkı Elmas’ın kocası gibi. O da günlük hayatında Elmas’a nazik davransa da, geceleri kızın acı çektiğini, korktuğunu bilmesine rağmen istediğini almak konusunda inatçı, sert ve bencil. Farklı sınıflar ve hayatlar içinde olsalar da iki kadının yaşadıkları birbirine benzemekte. Nihayetinde ikisi de kendi özgürlüklerini kendi karar ve yöntemleriyle ele geçirmeye karar verirler.

Filmin iki kadın oyuncusundan biri, Şehnaz rolünde Funda Eryiğit hem cesur hem de her zamanki gibi karakterinin doğru notalarına basmayı bilmiş. Ama Elmas rolündeki genç oyuncu Ecem Uzun tek kelimeyle büyüleyici. Özellikle de çocuk hastalar üzerinde uygulanan oyun terapisi sahnesinde zirveye çıkıyor, tüyleri diken diken ediyor.

Yönetmen Yeşim Ustaoğlu’nun da yönetmenliğinin zirvesi birçok açıdan. Güney Afrikalı görüntü yönetmeni Michael Hammon’ın da katkısıyla bir Avrupa filmi gibi gözüküyor film baştan sona. Ustaoğlu’nun öyküsünün kimi merak edilen detaylarını seyircisinden esirgeyen bir tavır göstermesine ve filminin yoğun cinsellik içeren kimi sahnelerini sonradan filmden çıkarmasına rağmen izlenmesi üzerinde durulması gereken bir film “Tereddüt”.

PARÇALANMIŞ
Spirit
Yönetmen: M. Night Shyamalan
Oyuncular: James McAvoy, Anya Taylor-Joy, Haley Lu Richardson
117 dakika, 15+

1999’da çektiği üçüncü sinema filmi “Altıncı His” (The Sixth Sense) ile tüm dünyada büyük bir ilginin odağı olan Hint asıllı senarist/yönetmen M. Night Shyamalan, sonraki filmi “Ölümsüz” (Unbreakable) ile de bu çıkışını sürdürdü. Kanımca “Ölümsüz” yönetmenin hâlâ en iyi filmidir. “Altıncı His” ters köşeye yatıran finaliyle taklitlerini de getirmiş yönetmenini de hep aynı üslupta filmler yapmaya zorlamıştı bir şekilde. En azından herkes onun filmlerinde ters köşeye yatıran müthiş ‘son sahne’ler bekledi. Ama Shyamalan için ikibinli yıllar pek parlak geçmiş sayılmaz. Ancak “Parçalanmış”, yönetmenin ilk iki filminin sularına dönüş yaptığı filmi olmuş.

Filmin hemen başında üç kız arkadaş bir doğumgünü buluşmasının sonunda bir adam tarafından kaçırılırlar. Kızlar gözlerini açtıklarında kendilerini bir odada kilitli bulurlar. Onları kaçıran Kevin’in ağır bir ‘çoklu kişilik bozukluğu’ hastalığı vardır. Zira içinde tam 23 ayrı kişiliği barındırıyordur! Kevin’in içinde 24. bir kişilik daha vardır aslında ve ortaya çıkmak için hazırlık yapıyordur. Tutsak kızlardan biri olan Casey kendi geçmişinden kalan büyük travmasıyla da mücadele ederek hem kendisini hem de diğer kızları kurtarmaya çalışır.
Öncelikle sıradan bir gerilim filmine de rahatlıkla dönüşebilecek bu hikayeyi daha farklıymış gibi sunan bir senaryoyla karşımıza getirebiliyor yönetmen. Mesela tutsak kızlar bu türden filmlerde karşımıza çıkan işlevsiz tutsaklar gibi değiller. Akıllılar ve hayatta kalmak için düzgün planlar yapabilmekteler. Bu filmde kimse aptalca hareket ederek kendisini olduğundan daha kurban bir hale getirmiyor.
Çoklu kişilik bozukluğu içeren hikayeler inandırıcılık konusunda da riskli hikayelerdir. Ama “Parçalanmış” başından sonuna düşmeyen bir tempoyla ilerliyor ve sürpriz bir sona ulaşıyor. Yönetmenin özellikle “Ölümsüz” filmini sevenler bu finalden ekstra bir keyif alacaklardır.
Filmin DVD’sinde silinmiş sahneler, yapım belgeseli, başrol oyuncusu James McAvoy’un 20’den fazla karaktere nasıl hazırlandığını anlatan bir bölüm ve yönetmen Shyamalan hakkında kısa bir videoya ulaşmak mümkün.

GERÇEĞİN İKİ YÜZÜ
The Last Face
Yönetmen: Sean Penn
Oyuncular: Javier Bardem, Charlize Theron, Jared Harris
130 dakika, 15+

Sean Penn dünyanın savaş ve yoksulluk meselelerine karşı her zaman duyarlı bir sanatçı olmuştur. Yönetmenliğini yaptığı yeni filmi “Gerçeğin İki Yüzü”nde, Afrika coğrafyasında; Liberya’da, Sudan’da, Paraguay’da yaşanan iç savaşlarda doktorluk yapan Miguel Leon, aynı bölgelerde çok aktif olmasıyla ünlü olmuş babasının ardından doktorluk yapmaya başlayan Wren adlı genç bir kadına aşık olur. Yıllarca Afrika kıtası içinde hayat kurtarmak için oradan oraya sürüklenen bu doktorlar korkunç olaylara tanıklık edip, ciddi ölüm tehlikesi altında çalışırlarken kendi hayatlarını yaşayamaz hale gelirler. Miguel ve Wren’in aşkı da vahşetin, inanılmaz cinayetlerin ve masumların kanının içinde nefessiz kalır, kaybolur. Hayatlarını kurtardıkları bir sürü insan olmasına rağmen kayıp sayısını en ufak bir oranda bile azaltamadıklarına günbegün şahit olmaktadırlar…
“Gerçeğin İki Yüzü” Cannes Film Festivali’ndeki ilk gösteriminin ardından hunharca eleştirilmişti. ‘Kendini çok önemseyen’ kibirli bir film diyenler olduğu gibi içerdiği yoğun trajedi ve sert ölüm sahneleri nedeniyle ‘mülteci pornosu’, Miguel ve Wren’in daha güçlü ve duygusal işlenmeyi bekleyen aşk sahnelerini ‘boş romantizm’ olarak tanımladılar. Evet, zaman zaman batılıların kendilerini aklamak için başvurduğu kimi numaralara başvurur gibi yapıyor film. Ama bunu samimiyetsizliğiyle değil, senaryodaki karakter yaratma zaafiyetiyle gerçekleştiriyor. Üstüne üstlük, Penn de daha zorlaştırıcı bir kurgu ve görsel numaralarla belki de bu boşluğu kapatmaya çalışmış ya da tam tersi kağıttakinden daha çıkışsız bir hale getirmiş. Ancak son derece vurucu ve gerçekçi sahnelerle izleyenleri yine de etkilemeyi başarıyor. İzlediklerimiz karşısında, başkalarının adına insanlığımızdan utanıyoruz yine. İnsanın insana yaptıklarına ve batı medeniyetinin seyirci kalmasına bir kez daha üzülüp, içimize ağlıyoruz. Ama yine de Miguel ve Wren’in yaşayamadığı aşka da daha çok kapılmak, onun için de duygulanmak isterdik. Üstelik Charlize Theron ve Javier Bardem gibi güzel bakan iki oyuncu da varken bunun başarılamaması üzücü olmuş.

****

ANNE FRANK’İN HATIRA DEFTERİ
Anne Frank
İş Bankası Kültür Yayınları, 275 sayfa

Dünya tarihinin en trajik hikayelerinden biridir Anne Frank’in hikayesi. 12 yaşındaki Hollandalı genç kız ikinci dünya savaşının ilk yıllarında ülkesine doğru yaklaşan felaket henüz belirginleşmemişken yaşıtları gibi bir hayata sahiptir. Okulda zeki ve farkındalığı yüksek bir öğrencidir. Hoşlandığı bir çocuk vardır, hayat doludur, konuşmayı çok sever, herkesle de iyi geçinir. Yaşına rağmen olgun düşüncelere ve cümlelere sahiptir. Ancak nazilerin yahudilere karşı giderek sertleşen tutumu ailesinin ciddi bir karar vermesine neden olur. İşhanı olarak kullanılan bir apartmanın gizli bir bölmesinde aldıkları birkaç eşyaları ve çevredeki kendileri gibi birkaç yahudiyle birlikte saklanarak yaşamaya başlarlar. Anne orada birkaç yıl geçirir. Kitaplar okuyarak, birlikte yaşadıkları insanları gözlemleyerek ve savaş haberlerini dinleyerek ve umut ederek. Bu, dünyaının belki de en ünlü günlüğünü yazarak…
Anne Frank’in hayalinde savaş bitince bu günlüğüyle bütün dünyayla yaşadıklarını paylaşmak vardır. Her şey bitecek, eski hayatlarına geri döneceklerdir. Saklandıkları süre boyunca, Anne korkularını, umutlarını, hayal kırıklıklarını ve yaşadıklarını bütün samimiyetiyle bu günlüğe düzenli olarak yazdı. Ama 1944’ün ağustos ayında biri onları ihbar etti. Frank ailesi yakalandılar ve ayrı ayrı toplama kamplarına götürüldüler.
Zavallı Anne, ölüm oranının en yüksek olduğu kamplardan birine, Auschwitz’e düşmüştür. Savaşın bitmesine iki ay kala yakalandığı tifüs hastalığı Anne Frank’i henüz 15 yaşındayken öldürür. Frank ailesinin hayatta kalan tek üyesi, babası Otto’nun elinde kızının bu günlüğü kalmıştır sadece. O da kızının hayalini gerçekleştirmek adına bunu kitaplaştırır.
Günlük ilk kez 1947’de basılır. O zamandan bugüne 67 dile çevrilir ve 30 milyondan fazla satar. Defalarca sinemaya uyarlanır.

Ülkemizde de birçok kez basılan bu önemli eser, İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan yeni edisyonunda Can Yücel çevirisiyle bir kez daha karşımızda. Yücel kendine has dilini Anne Frank’in samimiyetiyle ustaca birleştirmiş zamanında. Böylece Yücel’in elinde çeviriden öte, bir ‘yeniden yaratım’ gerçekleşmiş. Anne’nin kıvrak zekası, Yücel’in halk diline hakimiyetiyle birleşince ortaya daha samimi, sıcak bir metin çıkmış. Okudukça Anne Frank’le gülüyor, eğleniyor, hüzünleniyorsunuz. Hatta bazen gözlerinizin yaşarmasına engel olamıyorsunuz.
İnsanlık tarihinin en utanç verici dönemlerinden birinde sadece 15 yıl yaşayabilmiş bu kız çocuğunu herkes tanımalı. Onun saklandığı küçücük mekandaki büyük dünyasına konuk olmalı…

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen bir isim girin