3 FİLM 1 KİTAP

BURAK GÖRAL İLE 3 DVD 1 KİTAP

BABAMIN KANATLARI

Yönetmen: Kıvanç Sezer
Oyuncular: Menderes Samancılar, Musab Ekici, Kübra Kip
101 dakika, 7+ 13A

Eskiden Türk sineması işçi ve emek üzerine daha çok film yapar, toplumun bu önemli kesimine ve sorunlarına daha çok eğilirdi. Ancak şimdi gişe komedileri, romantik filmler ve cinli korku filmleri arasında farklı hikayelere ve toplumun kimi önemli dertlerine kapandı adeta sinemamız. Bu yüzden “Babamın Kanatları”na özellikle dikkat çekmek gerekiyor.
Ailesinden uzakta İstanbul’da inşaatlarda çalışan İbrahim ve yeğeni Yusuf’un hikayesi bu. İbrahim akciğer kanseri olduğunu öğrendiğinde ailesine bulabileceği kadar para bırakmanın yollarına bakarken, Yusuf da geleceği için bir çıkış yolu aramaktadır. Aynı inşaatta çalışan genç bir işçi yüksekten düşerek öldüğünde inşaat şirketi hukuki sorumluluktan kaçmak için ailesine kan parası teklifinde bulunur. Bu olay amca-yeğenin geleceğini tümden etkileyecektir.

“Babamın Kanatları”nda genç yönetmen Kıvanç Sezer, inşaatta çalışmanın ve inşaat işçilerinin dünyalarının nasıl bir şey olduğunu çok doğru bir sinema diliyle anlatmayı başarıyor. Gerçekçi ve trajik hikayesini sömürü boyutuna götürmeden görselleştiriyor.
Doğal diyaloglarla birlikte şantiye atmosferine hakim sahnelerin varlığı dikkat çekici. Seyirci için sıkıcı gelebilecek kimi detaylar iyi yazılmış sahnelerle sunuluyorlar. İşçi ölümleri, inşaat sektörünün kirli hesapları ve harcanan hayatlar abartılmamış bir duygusallıkla sinemalaştırılmış. Belki senaryoda İbrahim’in sahneleri daha işlevsel olabilirdi ama yılların tecrübeli aktörü Menderes Samancılar’ın yürek burkan performansı İbrahim’in hikayesini daha da etkileyici bir hale getirebiliyor. Filmde İbrahim’in çaresizliğini hissetmemek mümkün değil. Yusuf’un hikayesi de güzel aslında. Hem bir sınıf atlama çabası var hem de tezgahtar kızarkadaşı Nihal ile geçen sahneleri çok güzel yazılmış ve gözükenden daha zengin bir hikaye potansiyeli sunmakta. Yusuf karakterinde izlediğimiz genç oyuncu Musab Ekici’de ise şeytan tüyü var adeta! Oyuncu karakterini daha cazip hale getiriyor beden diliyle de. Nihal rolünde izlediğimiz ve festivallerden ödüllerle dönen Kübra Kip de kısıtlı bir alanda karakterini ete kemiğe büründürüp akılda kalıcı olmayı başarıyor.

Sezer’in yönetmenliği senaristliğinden çok daha başarılı aslında. Film boyunca kamerasıyla o koca şantiyenin her yerine girip çıkıyor. Kürtçe ve Türkçe şarkılar söyleyen folk rock grubu Bajar’ın müzikleri de filmin atmosferine eşsiz bir katkı sağlıyor.

VEZİR PARMAĞI

Yönetmen: Mahsun Kırmızıgül,
Oyuncular: Mahsun Kırmızıgül, Yasemin Yalçın, Gülben Ergen

Mahsun Kırmızıgül yeni filminde cesur bir hamleyle cinsel espri ve imalarla yol alan bir komedi yapmış. Ancak filmin maalesef ciddi senaryo sorunları var…

Mahsun Kırmızıgül’ün sinemacı çıkışını ilk filminden beri olumlu bulmuşumdur. Nitekim sinema sevgisi, bir şeyleri dert edinmesi, dert edindiği meseleler üzerine filmler yapma kararına karşı kendi adıma hep olumlu baktım. Ama karşımıza gelen filmi değerlendirmek, bu söylediğimden çok farklı bir şey. Hep pozitif duygularla izlemeye başladım her yeni Kırmızıgül filmini. Her filminde samimi bir sinema sevgisi ile iyi ekiplerle ve iyi oyuncularla teknik kaliteden hiç ödün vermeden çalıştı. Ama hep aynı sorunu giderek büyütürek her filminde de taşıdı. Eleştirmen yorumlarını da düşmanlık olarak algıladı. Oysa her filminde ciddi senaryo sorunları vardı.

“Vezir Parmağı” bir dönem özellikle de Arzu Film önderliğinde yapılan Osmanlı komedilerini hatırlatan bir yapı üzerine kurulu. Hatta o filmlerdeki gibi cinsel göndermeli şakalarla yol alıyor büyük ölçüde. “Şekerpare”, “Değirmen”, “Tosun Paşa”, “Süt Kardeşler” gibi yapımlarda da kalabalık bir kadro küçük seksi göndermelerle birbiriyle sürtüşüp dururlardı.
Film Osmanlı İmparatorluğu döneminin özellikle belirtilmeyen bir zamanında geçen hayali bir hikaye anlatıyor. Neredeyse bütün erkeklerini kaybetmiş bir köydeki her yaş ve sınıftan kadın, vezire mektup yazarak dertlerine bir çare isterler. Vezir efendi de bir memurunu bu işle görevlendirir. Memur, yirmiden fazla kadının sorununu çözmek için farklı etnik kültürden beş tane hamal seçer ve onları o köye ulaştırmak için yola çıkarır. Biz de sanıyoruz ki seyirci olarak yolda bu enteresan kişilerden oluşan ekibin başına bir sürü şey gelecek. Ama öyle bir şey olmuyor! Zira bu senaryoda dramatik anlamda bir çatışma ancak son sahnede çıkıyor ortaya. Sonra da yazılar akmaya başlıyor.

Neden yirmiden fazla kadına sadece beş adam götürülüyor? Her birine üçer dörder kadın düşsün diye mi? Bu beş adam sadece etnik kökenleriyle tanıtılıyorlar ve yolculukları sırasında hiçbir olay ve değişiklik yaşamıyorlar. Sadece üstbaşları ve saçları değişiyor. Üç dört kadının birden tek bir erkeği paylaşması bugünün bu memleket ortamında belki biraz cesur bir yaklaşım ama aynı zamanda da cinsiyetçi değil mi? İster istemez çokeşlilik meselesine sıcak bakan bir tavır gösteriyor film. Üstelik kadın karakterlerin tümü de erkek bekleyen huriler olarak çizilmişler!

Kırmızıgül’ün müzisyen kimliğini gösterdiği müzikal sahneler ise filmin en güzel bölümlerini oluşturuyor. “Kibar Feyzo”daki bölüm aralarına giren türkülerin işlevinde ama Ezel Akay filmlerinin koreografili müzikal sahnelerini hatırlatan bu kısımlar başarılı. Ama film onca yıldız oyuncusuna ve ciddi potansiyeline rağmen çok komik de olamıyor maalesef. Belaltı esprilerin, seks imalarının çok olması değil mesele, güçlü olamamaları. Keşke bu senaryo daha etkili bir mizah yazarının eline bırakılsaymış.

Din tüccarlığı yapan kadı efendinin köyün en uyanık kadını olan Nurdane (Yasemin Yalçın) ile yaşadığı çatışma da bir yere varamayan bir manevra olmuş, asıl hikayeyi hiç etkilemiyor. Tecavüzcü Coşkun ve Nuri Alço’nun ilk göründükleri sahne hoş, ikinci sahne boş, üçüncü sahne ise ‘nahoş’ olmuş.

Birbirinden ünlü ve yetenekli oyuncular senaryonun içinde kaybolmuşlar adeta, kimse karakterini geliştirebilecek bir alan bulamamış kendisine. Ama müzikler, görüntü yönetimi gibi teknik meselelerde ciddi sorunları yok filmin. Benim için yeter diyorsanız buyrun…

EKŞİ ELMALAR

Yönetmen: Yılmaz Erdoğan
Oyuncular: Yılmaz Erdoğan, Farah Zeynep Abdullah, Songül Öden
110 dakika

Yılmaz Erdoğan’ın senaristliğini severim. Sağlam duygusal çatışmalar yaratmayı bilir, kelime oyunlarıyla dolu lezzetli diyaloglar yazma konusunda ustadır. Oyunculuğunda da kendine has nüansları vardır. Trajikomik karakterlerde inandırıcıdır. Toplumsal hassasiyetlerini hikayelerine yedirmek isteyen bir sinemacıdır. Sosyal eşitsizlik üzerine bir trajikomik masal olarak tanımlanabilecek “Neşeli Hayat” benim için Türk sinemasının ikibinlerde çıkardığı en iyi filmlerden biridir. Melodram kalıplarına yenilmeden anlatabildiği hüzünlü hikayesiyle “Kelebeğin Rüyası” da önemli filmdir. Aslında aşağı yukarı her filmiyle Türkiye’nin anaakım sinemasının içinde niteliğin ön planda olduğu örnekler verebilmiştir.

“Ekşi Elmalar”, Erdoğan’ın “Vizontele”de olduğu gibi yine kendi geçmişine döndüğü bir film. 1970’lerin sonunda Hakkari’de, Adalet Partisi’ne gönülden bağlı Belediye Başkanı Aziz Özay’ın ve onun üç kızının hikayesi bu. Filmde, sert mizaçlı ama sevilen, gönlü bol biri olan Aziz’in gelinlik çağlarını hafiften geçmeye başlayan kızlarına kurduğu baskı, politik iktidarını giderek yitirmesiyle paralel bir şekilde anlatılıyor.

Aziz Başkan, insanlarla olan iletişimini elma yetiştirme prensipleriyle anlatıyor bir sahnede. Ona göre ekşi elmalar da insanlar gibi eğitilebilirler! Direnç gösteren ve ekşi kalmakta ısrar eden elma ağacını kesip atmalısındır bahçeden! Erdoğan hem yazdığı hem de oynadığı karakter üzerinden ‘farklı olana tahammül edemeyen sağ politikacı’ların sonunun pek de parlak gelmediğini de ima ediyor aslında. Nitekim Aziz’in yolculuğu tıpkı “Züğürt Ağa” gibi sıradanlaşma ve geçmişsiz kalmakla sonuçlanacaktır. Onun sabitfikirliliği ve dogmatik dünyası, onu sevdiği için boyunduruğu altında yaşamaya gönüllü olmuş sevimli, insancıl ve iyi kalpli dört kadının geleceğini de etkileyecektir.

Senarist Erdoğan “Ekşi Elmalar”ın özünde bize aslında bunu anlatmaya soyunurken, yönetmen Erdoğan, “Züğürt Ağa”daki gibi tutarlı bir denge kuramıyor. İlk başta sıcak bir komedi ve romantik yapıyla başlayıp giderek daha ciddi ve karamsar bir drama doğru sürüklüyor filmini. Bir süre sonra komedi unsurlarını neredeyse tümüyle çıkarıyor filminden. Buna karşılık politik altmetnini sonlara sıkıştırıp kürt meselesinin başladığı günleri de birkaç cümle içine sığdırmakla yetiniyor, oysa amaçlanan şey, bunları bütün bir filmin altına döşeyebilmek olmalı..

Yine de Erdoğan’ın filmi keyifle izleniyor. Aziz Reis’in üç kızını canlandıran Farah Zeynep Abdullah, Songül Öden ve Şükran Ovalı, yüksek enerjileri ve pırıl pırıl performanslarıyla filmi sürüklüyorlar. Filmin Köyceğiz’de çekilmesine rağmen Gökhan Tiryaki’nin usta işi görüntülerine bazı dijital dokundurmalar da yapılmış, böylece bize 70’lerin cennet gibi Hakkari’sini de göstermişler. Sonuçta “Ekşi Elmalar”, bir ailenin Hakkari’den Antalya’ya uzanan 30 yıla yayılmış hikayesi, başarılı müzikleri, görüntüleri ve oyuncularıyla birlikte izleyicisini sarıp sarmalıyor.

***

UZAY YOLU KİTABI

“Uzay Yolu” (Star Trek), “Star Wars”dan da eski olup, meraklılarının sayısı açısından tüm rekorları kıran ve televizyon dizileri ile onlara bağlanan sinema filmlerinin ilişkileri açısından medya tarihinde son derece özel bir yere sahip güçlü bir fenomen. Dünya kültür tarihinin ilk transmedya hikayelerinden biri. Yani sadece tek bir medya kaynağından değil, birçok kaynaktan sürdürülen bir hikayeler zinciri, bir büyük evren. Çünkü filmler orijinal televizyon dizisinin kaldığı yerden devam etmeye başladı ve daha sonra başka diziler filmleri ve onları izleyen filmler de dizileri takip etti. Dolayısıyla da ortaya sinemada çok fazla rastlanmayan ilginç bir döngü, sarmal bir yapı çıkmış oldu. Şimdinin Marvel yapımları için öncül bir örnektir bu.

“Uzay Yolu Kitabı” büyük bir külliyata sahip olan bu fenomeni derli toplu bir şekilde rengarenk bir tasarımla sunmayı başarıyor. Önce Uzay Yolu evrenini tanımlıyor ilk bölümde. Dizide sık sık bahsi geçen Birleşik Gezegenler Federasyonu parça parça anlatılıyor. 2. Bölüm ise Federasyon’un galaksinin çeşitli yerlerinde bilimsel araştırma yapmaları için görevlendirdiği, Atılgan gemisi ve mürettebatının da dahil olduğu Yıldız Filosu tanıtılıyor. Ama sadece kişiler değil, Yıldız Gemisi Akademisi, Kaptanın Seyir Defteri, dizide sık sık bahsi geçen diğer gemiler, Atılgan’ın dizi ve sinema filmlerinde değişen kaptan ve ekibinin tamamı tek tek özel yazı ve eğlenceli bölümlerle işleniyor.

Federasyonun dostları ve düşmanlarına ayrı bir bölüm açıldığı gibi, dizi ve filmlerdeki teknolojik buluşlara da, “Uzay Yolu” evrenindeki diğer ırk ve gezegenlere de detaylı alanlar açılmış. Kitapta kullanılan teknik metinleri sonundaki sözlük bölümünden okuyup Uzay Yolu markasına ait tüm dizi ve filmlerin listesine de ulaşmanız mümkün…

Kısacası “Uzay Yolu Kitabı” serinin fanatiklerinin zaten başucu kitaplarından biri olacaktır ama diziyle aranızda çok büyük bir bağ olmasa da ve bilim-kurgu yaratımlarına zaten ilgi duyuyorsanız okuması keyifli ve özenle hazırlanmış bir kaynak kitap adeta…
İçinde yaşadığımız evreni ve olaylarını kapsayan ama bunları bizden çok uzaktaki başka bir gelecekte anlatmayı tercih eden dünyanın en güzel hayal dünyalarından birine bekleniyorsunuz…

Emin olun, içinde yaşadığımız dünyanın çirkinliklerinden temizlenmek için onlarınkine ihtiyacımız var. O zaman: “Işınla bizi Scotty!”

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen bir isim girin