3 FİLM 1 KİTAP – 9 Ekim

BURAK GÖRAL İLE 3DVD 1 KİTAP

YARATIK: COVENANT
Alien: Covenant
Yönetmen: Ridley Scott
Oyuncular: Michael Fassbender, Katherine Waterston, Billy Crudup
122 dakika, 15+

“Yaratık” (Alien) serisinin öncesine dönüş yapan “Prometheus”un ardından yönetmen Ridley Scott’ın imzasını taşıyan “Alien: Covenant”, büyük olasılıkla 1979’daki orijinal filmle arasında bundan sonra tek bir filmin kaldığını haber veren bir yapıda kurulmuş.
“Prometheus”un mürettabatından bilim kadını Elizabeth Shaw, son anda android David ile birlikte kurtulabilmişti. Bu yeni Yaratık filminde şimdi de 15 kişilik mürettebatıyla yeni bir dünyaya koloni kurmaya giden Covenant adlı gemiyle başlıyoruz maceraya. Daha henüz başında yaşanan acı bir kaza ile kaptanını kaybeden ekip, aldıkları bir yardım çağrısıyla rotadan sapar. Sinyalin kaynağında onları Elizabeth’in akıbeti bekliyordur, pek çok başka vahşet sonuçlar yaratacak diğer sürprizlerle birlikte…
“Yaratık: Covenant”, yapımcıların “Prometheus”dan sonra yaşadıkları ikilemin izlerini taşıyor. “Prometheus” bütün seriyi bir yaradılış felsefesine bağlamış, insanoğlunun kaynağını araştıran bir yapıya döndürmüştü. Serinin korku/gerilim kısmına daha çok itibar eden takipçileri bundan pek de hazzetmemişti. Anlaşılan bu devam filminde hikayeyi bu bağlamdan biraz uzaklaştırıp meseleyi daha klişe bir yöne, insanın kendisini tanrı yerine koymasına yaslamış. Nitekim daha açılışta android David’in ilk çalışma gününü bize göstererek onun yaratıcısına ‘Sen beni sana kulluk etmem için yarattın. Peki ben de yaratamaz mıyım?’ diye sorması bütün filmin yönünü de çiziyor.
Scott’ın profesyonelliği bazı zor sahneleri normalden daha keyifli bir hale getirebiliyor elbet. Mesela ekibin yaratık tehdidiyle ilk kez yüzleştiği ya da filmin kadın kahramanı Danny’nin yaratıkla havadaki uzay gemisinin üzerinde çarpıştığı sahneler tansiyonu hayli yüksek sahneler. Ancak daha ilk sahneden yolunu belli eden film, bir süre sonra çeşitli klişelerle risk almadan ilerlemeyi tercih ediyor. Yine her karakterin adı mitolojiye ve din kitaplarına gönderme yapıyor. Yine orijinal filmlerdeki gibi kadın subayların uyarılarını erkekler takmıyorlar.
Filmdeki iki androidi de başarıyla canlandıran Michael Fassbender performansıyla filmin izleme keyfini en az iki katı arttırıyor doğrusu. Şimdi muhtemelen bir “Yaratık” filmi daha kaldı hikayenin 1979’daki ilk filme bağlanmasına. Ama Hollywood’a belli olmaz, önümüzdeki yıllarda daha bir sürü yaratık filmi de ekleyebilirler…
Ekstra: Silinmiş ve Uzatılmış Sahneler, Yönetmen Ridley Scott’ın yorumları… İki özel seçenecek de “Alien” serisinin hayranları için çok cazip…

HAYAT
Life
Yönetmen: Daniel Espinosa
Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Rebecca Ferguson, Ryan Reynolds
103 dakika, 15+

Bir bilim-kurgu klişesidir; bir ekip uzayın derinliklerine bir görevi yerine getirmek üzere yolculuğa çıkmıştır. Ancak planlarındaki küçük bir sapma başlarına dert olur ve mürettebat büyük bir yaşam mücadelesi vermeye başlar. Bu hikaye kalıbının en başarılı bilinen örneği kuşkusuz 1979 yapımı “Yaratık”tı (Alien).
“Hayat” da benzer bir hikayeyle çıkıyor karşımıza. Bilim insanları ve astronotlardan oluşan uluslararası bir ekip, Mars gezegeninden aldıkları örneklerde küçük bir mikro organizma bulmuştur. Uzay istasyonundaki bütün güvenlik protokollerini uygulasalar da Calvin adını taktıkları bu organizmanın giderek büyümesine ve saldırganlaşmasına engel olamazlar. Altı kişilik ekip hem kendi hayatlarını hem de dünyadaki hayatı korumak için harekete geçerler. Ama Calvin giderek akıllanıp güçleniyordur.
Film, büyük ve oldukça kibirli bir teknolojiye sahip bir uzay istasyonunda yaşayan farklı ülkelerden iki kadın ve dört erkeği hiç tanımadıkları bir canlının saldırısına maruz bırakıyor. “Yaratık” filmleri kapitalist sisteme apaçık eleştiri yaparken, feminist okumalara da açıklardı. “Hayat”ın izleyiciyi heyecanlandırmanın dışında öyle önemli bir amacı yok. Evet, mürettebatta bulunan ve uzayda kalmayı dünyadaki insanlardan bıkmış olduğu için tercih eden bir bilim insanı biraz daha derinleştirilse daha ilginç olabilirdi. Ya da önceki bazı örneklerde olduğu gibi (“Şey” ya da “Gün Işığı”) ekipte ufacık da olsa bazı nifak tohumları yeşertilseydi başka yönlere de akabilirdi hikaye. Ama “Hayat”ın adında da belirttiği gibi, kainattaki bütün varlıkların esas amacının yaşamı sürdürmek olduğunu anlatmak dışında bir derdi bulunmuyor.
Peki böyle bir derdi olmasa da seyredenlere iyi vakit geçirtiyor mu diye sorarsanız cevap kesinlikle evet olur.
Ekstra: Silinmiş sahneler, 4 adet yapım belgeseli…

GALAKSİNİN KORUYUCULARI 2
Guardians of the Galaxy Vol. 2
Yönetmen: James Gunn
Oyuncular: Chris Pratt, Zoe Saldana, Dave Bautista
136 dakika, 13+

“Galaksinin Koruyucuları”nın ilk beyazperde uyarlamasında cazip olan şey, kahramanlarının hep itilmiş, kendi doğru potansiyellerini, iyi taraflarını etraflarına kabul ettirememiş karakterlerin bir araya gelerek oluşturdukları dostluklarından yeni bir potansiyel yaratabilmeleriydi… Yönetmen James Gunn, bu sefer ilk filmden farklı olarak senaryoyu tek başına yazmış. İlk filmin rengarenk karakterlerini yine şenlikli diyaloglarla ve eğlenceli sahnelerle, aksiyonla ve özenle seçilmiş nostaljik şarkılarla buluşturabilmiş.
Film Peter Quill’in uzaylı babasıyla (bu sahnede dijital gençleştirme yapılan Kurt Russell’ı izliyoruz!) annesinin dünyadaki aşk dolu günlerinden birini göstererek açılıyor. Sonra ilk filmde de olduğu gibi birbirleriyle didişip duran kahramanlarımızı insan ırkına benzeyen ama genetik olarak mükemmel olmalarına rağmen seks nedir bilmeyen Sovereign halkıyla yaşadıkları anlaşmazlığa şahit oluyoruz. Düştükleri zor durumdan Peter’ın babası Ego sayesinde kurtulurlar. Ego’nun ortaya çıkışı Peter’ın aklını karıştırırken, ona yıllarca babalık yapmış olan uzay korsanı Yondu’nun isyan bayrağı çeken mürettebatı da Sovereign kraliçesiyle anlaşıp kahramanlarımızın peşine düşerler.
İkinci film bir baba problemi üzerine kurulmuş daha çok. Peter’ın babası Ego tam da adı gibi egolu ve esrarengiz bir adam. Peter da yıllarca David Hasselhoff’u babası olarak hayal etmiş! Mavi derili ve haydut Yondu’nun Peter’a yaptığı manevi babalığı (zaten o da ailesi gibi olan topluluktan ve onun başkanı tarafından terkedilmiştir!) filmin zirvelerinden birini oluşturuyor. Ekibin dişisi Gamora onu öldürmeye çalışan kız kardeşi Nebula’nın hiddetinden korunmaya çalışırken biz de iki kız kardeşi birbirlerine sadist babalarının düşman ettiğini ve Nebula’ya da korkunç şeyler yaptığını öğreniyoruz. İlk filmde bir yeniden doğuş gerçekleştiren Groot’un dünya tatlısı çocuk hali de, ekipteki herkes tarafından bir evlat gibi, sevgi ve güven çemberi içinde korunuyor. Yani örnek babalık da gösteriliyor filmde… Aslında bu açıdan bakınca dünyanın her yerinde büyük bir sorun olarak kendisini gösteren aile içi şiddet, baba tacizi gibi konulara dikkat çekiyor sanki film.
Beklenmedik sahnelerde kendisini gösteren mizah, Gamora ve Peter arasındaki cinsel gerilim, son derece sevimsiz bir karakter olma riskini performansıyla bertaraf eden Dave Bautista (Drax), son derece duygusal finali, aslen bir rakun olan Rocket’in savaş performansı diğer akılda kalanları filmin…

***

MUTLAK MUTLULUK BAKANLIĞI
Arundhati Roy
Can yayınları, 480 Sayfa

Hint yazar Arundhati Roy’un ilk romanı Küçük Şeylerin Tanrısı tüm dünyada büyük ilgi görmüş bir romandı. Ülkemizde yine Can Yayınları’ndan çıkan kitap 1997’de İngiltere’nin en saygın edebiyat ödülü olan Booker Ödülü’nü kazanmıştı. “Küçük Şeylerin Tanrısı” yazarın şiirsel bir anlatımla ele aldığı bir yasak aşk hikayesiydi. Bir solukta okunan büyüleyici bir romandı doğrusu.
Roy, bu iz bırakan ilk romanından tam 20 yıl sonra ikinci romanını okurlarıyla buluşturdu. Mutlak Mutluluk Bakanlığı’nda, bizi yıllarca süren bir yolculuğa çıkarıyor. Hikâye Eski Delhi’nin kalabalık mahallelerinden dışarıya uzanarak yeni filizlenmeye başlayan metropollere ve oradan da savaşın barış, barışın savaş anlamına geldiği, arada bir de “olağan hal” ilan edilen Keşmir Vadisi’ne ve Orta Hindistan ormanlarına açılıyor.
Mutlak Mutluluk Bakanlığı, hem sancılı bir aşk hikâyesi hem de belirleyici bir protesto niteliğinde. Bu hikâye bazen fısıldayarak, bazen haykırarak, gözyaşları ve kahkahalarla anlatılıyor.Hikâyenin kahramanları dünyanın sillesiyle yaralanıp aşkla ve umutla onarılan insanlar. O nedenle kırılgan oldukları kadar katılar ve asla teslim olmuyorlar.
“Parçalanmış bir hikâye nasıl anlatılır? Yavaş yavaş hikâyedeki herkese, hayır, hikâyedeki her şeye dönüşerek. Hem bir aşk hikâyesi hem kışkırtıcı bir roman olan Mutlak Mutluluk Bakanlığı, olayları bazen fısıldayarak, bazen haykırarak, gözyaşları ve kahkahalarla anlatıyor. Dünyanın sillesiyle yaralananlar, aşkla onarıyorlar kendilerini.” Goodreads
(bültenden)

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen bir isim girin