BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU

478

Sinemada izlemek için;

MUHTEŞEM SHOWMAN/The Greatest Showman

Yönetmen: Michael Gracey

Oyuncular: Hugh Jackman, Michelle Williams, Zac Efron

105 dakika, 7+

Pek çok müzikalde olduğu gibi “Muhteşem Showman” de bir yükseliş, ardından bu yükselişi kaldıramayan kahramanın yaşadığı krizin hikayesini anlatıyor. Amerika’da ekonomik buhran sırasında işsiz kalan Barnum, bankadan hileyle aldığı krediyle, dondurulmuş hayvan heykelleriyle dolu bir müze açar. Ancak müze beklediği ilgiyi göremeyince müzeyi sirke döndürür. Toplumda kıyıda köşede saklanarak yaşayan ve fiziksel deformasyonu olan (sakallı kadın, çok uzun boylu adam, yapışık kardeşler, fazla cüce bir genç vb.) ya da ‘farklı’ oldukları için dışlanan siyahiler, tüm vücudu dövmeli olan adam gibi insanları bir araya getirerek bir şov tasarlar. İnsanlar bu acayip görünüşlü ama birbirinden yetenekli üyelerin oluşturduğu topluluğa büyük ilgi gösterir. Barnum karısı ve iki kızıyla nihayet hayal ettiği rahat hayata kavuşur. Ancak her hızlı yükselişte olduğu gibi Barnum da dengesini kaybedecek ve bir çöküşe doğru sürüklenmekten kendisini alamayacaktır…

“Muhteşem Showman” bir “Aşıklar Şehri” etkisi yaratamıyor. Ama derdi de öyle bir aşk hikayesi anlatmak değil zaten. Fakir bir terzinin oğlu olan Barnum’un büyük hayalleri vardır ve bir zengin kızı olan Charity’e aşıktır. Çok para kazanıp da seçkinler arasına girince ailesini ihmal etmeye başlar. Bu son derece klasik hikaye bir “Kırmızı Değirmen” (Moulin Rouge) gücü de ihtiva etmiyor. Ama çağdaş pop müziği kalıplarında, etkili sözler ve iyi koreografilerle icra edilen müzikli sahneler filmi taşıyor.

Perdede masalsı müzikal filmler izlemeyi sevenler için doğru bir seçenek “Muhteşem Showman”. Yeni seneye biraz moralli girmek isteyenler için birebir…

Evde İzlemek İçin;

DUNKIRK

Yönetmen: Christopher Nolan

Oyuncular: Fionn Whitehead, Mark Rylance, Tom Hardy

106 dakika, 13+

2. Dünya Savaşı sırasında Alman ordusunun Fransa’nın Dunkerque kıyılarında sıkışıp kalmış müttefik ordusu askerlerinin büyük kısmının kısıtlı sayıdaki gemileri ve sivil halkın bulabildiği her tekne, sandal ya da gezi motorlarıyla tahliye edilmesi daha önce de sinemada pek çok kez ele alınmıştı.

Yönetmen Nolan, bu defalarca anlatılmış olayı elbette yine hayli izlenebilir bir şekilde sunuyor önümüze. Hiçbir şekilde karakter geliştirmeyle, hikaye başlatmakla vakit kaybetmiyor. Olayın farklı uzunluklarda süren üç ayrı açısını iç içe geçirerek anlatıyor. Bunun ustaca görünmesi dışında hikayeye önemli bir katkı yaratmadığını ise en başta söylemek lazım. Kumsalda ve mendirekte kendilerini alacak gemileri kaygıyla bekleyen askerler sık sık Alman savaş uçaklarının saldırılarına maruz kalırlar (bir hafta). Denize açılmış sivil teknelerden birinde pilot olan oğlunu savaşta yitirmiş acılı bir baba, iki genç çocukla bu büyük tahliyeye katılmaya çalışır (bir gün). Ve üç İngiliz pilot kıyıdaki askerlere saldıran Alman uçaklarına karşılık vermek için insanüstü çabalar sarfederler (bir saat).

Yönetmen Christopher Nolan öyle zor sahnelerin üstesinden o kadar gerçekçi ve estetik sonuçlarla gelebilmiş ki en başta buna hayran olmamak elde değil. “Dunkirk” sinemanın görsel-işitsel tüm olanaklarını en yüksek perdede kullanılarak oluşturulmuş izleyiciyi heyecan içinde bırakmayı başaran bir film.

Çocuklarla İzlemek İçin;

PATRON BEBEK/The Boss Baby

Yönetmen: Tom McGrath

97 dakika, 7+

Bir eve bebek geldiğinde o evin patronu artık o olmuş demektir. Anne-babanın uyku saatlerine, ne zaman dinlenip ne zaman birbirleriyle ilgileneceklerine hep o küçük bebek karar verir. Ama evde bir çocuk daha varsa, o zamana kadar hep kendi üzerinde olan ilgiyi bu yeni patronla paylaşmaya pek de gönüllü olmaz tabi ki.

Yedi yaşındaki Tim eve gelen bebeği sadece patron kıyafetiyle görmekte değildir, bu bebek ortalıkta büyükler gözükmediği zaman da diğer bebeklere ve Tim’e karşı patron gibi davranmakta, bozuk tavırlar sergilemektedir. Zaten çok geçmeden bu kardeşin gizli bir planı olduğunu da keşfedecektir Tim.

“Patron Bebek”, güzel buluşlarla yola çıkıyor; bir bebeğe takım elbise giydirmek ve ona Alec Baldwin’in sesini vermek mesela… İki kardeşin birbirleriyle olan sürtüşmeleri komik ve iyi yazılmış sahnelerle verilirken, patron bebeğin asıl planının ortaya çıkmasıyla birlikte (anne-babanın yavru köpeklerle ilgili işine sekte vurmak ve bebek şirketinde müdür olmak!) öykünün aksı bir parça kayıyor. İki kardeşin birlikte çalışması gerekiyor ki sonunda birbirlerinden kurtulabilsinler ama filmin ilk yarısıyla ikinci yarısının fantastik buluşları arasında bir ton farkı var.

Gayet eğlenceli bir film olan “Patron Bebek” çocuklara kardeş sevgisinin ve iyi bir aile ortamının insanı nasıl mutlu hissettirdiğini de güzelce anlatıyor.

Okumak için;

KİMDİR BU MİTAT KARAMAN?

Doğu Yücel

335 sayfa, Can Yayınları 

Genç kuşak Türk edebiyatının üretken isimlerinden Doğu Yücel’in üçüncü romanı bir Coen kardeşler filmi gibi tasarlanmış adeta. İçinde zaten bolca sinematografik öğeler barındırmakta. Başlandığı zaman birkaç günde bitirilebilecek akıcılıkta bir roman.

Yücel’in romana da adını veren kahramanı Mitat Karaman yalnız yaşayan, elini attığı hiçbir şeyi tam başaramamış, zaten pek de bir şeye el atmamış çok yalnız, içe kapanık 29 yaşında bir genç adam. Sıradan bir Perşembe gecesi yaşadığı apartmanda aşağıdan ziline basılıyor. Kim olduğunu bilmeden ve görmeden kapı otomatiğini açan Mitat’ın hayatı artık tamamen değişiyor. Onun açtığı kapı apartmanda bir kişininin ölümüne neden olmuş gibidir. Bundan sonra Mitat’ın başına gelenler hem çok heyecanlı, hem çok dramatik, hem komik hem de hayli erotik.

Yücel 15 Temmuz darbe girişiminin biraz sonrasında yaşanan hikayede günümüz Türkiye’sinin paranoya günlerini kendisine mesken tutmuş en çok. Tam bugünlerde yaşanan bu kara komedi, yarı dedektiflik hikayesinde bol referanslı bir anlatım kurgulamış. Mitoloji, sinema, edebiyat ve televizyon dünyasına bolca gönderme yapmış.  

Türkiye’nin ohal günlerinin psikolojisini çok iyi yansıtmayı başaran yazar, sinema filmine çok rahat uyarlanabilecek bir görsel altyapıyı da bu hikayenin içine gömebilmeyi başarmış. Belki hikayenin son çeyreğinde ortaya çıkan ve toplumun içine sızmış bir çete meselesi biraz fazla muğlak kalıyor. Ama sanırım Yücel bu kahramanını oldukça sevmiş ve bir devam kitabı daha yazmak fikrinde. Muhtemelen ikinci kitap da bu çete üzerine olacak…

Kimdir bu Mitat Karaman?” 2017’nin en dikkat çekici romanlarından biriydi…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Lütfen bir isim girin