BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU

313

Sinemada İzlemek İçin;

ARİF V 216

Yönetmen: Kıvanç Baruönü

Oyuncular: Cem Yılmaz, Ozan Güven, Seda Bakan

120 dakika, 7+ 13A

Arif V 216” Cem Yılmaz’ın “bir derdi olan büyük komedi” yapma isteğinin en olmuş hali şimdilik. “G.O.R.A.”da izlediğimiz gibi, 216 insanlığı eski Türk filmlerinden tanımış bir robot. Yanlışlıkla hedeflediklerinden çok daha eskiye, 1960’ların Türkiye’sine gidince tam da onun istediği olmuş oluyor aslında. Bir eski Türk filminin içine girmiş gibi oluyorlar. Sadri Alışık, Ayhan Işık, Zeki Müren ve Ajda Pekkan gibi popüler ikonlarla tanışıyorlar. Fabrikatör Besim’in 216’yı çoğaltıp her eve sokma planı, Pembe Şeker adlı kör bir genç kıza aşık olan 216’nın onu tedavi ettirmek için harekete geçmesi ve bir an önce günümüze geri dönmeye çalışan Arif’le arasının açılmasıyla ilerleyen hikaye Arif’in 2017 Türkiye’sine dönüşüyle başka bir ivme kazanıyor. Ancak Arif’in 216’yı geçmişte bırakması, Türkiye’nin gidişatını bambaşka, kötü bir geleceğe götürmüştür. Arif tekrar dönüp 216’yı almak ve her şeyi düzeltmek zorundadır…

Cem Yılmaz her senaryosunda olduğu gibi titiz çalışmış ve hepsinden daha ‘etli’ bir senaryoya ulaşmak için her saniyesinde, her repliğinde ince ince uğraşmış. Filmin prodüksiyonuna da aynı şekilde çok emek harcanmış. 1960’ların İstanbul’unu, Yeşilköy Hava Limanı girişinden, Sirkeci’sine kadar oluşturulmuş. Yılmaz “X-Men”den, “The Shining”e; “Yaşamın Renkleri”nden (Pleasantville) “Geleceğe Dönüş 2”ye (Back to The Future Part II); “Ah Güzel İstanbul”dan “Bir Zamanlar Anadolu’da”ya; Christopher Nolan’dan Zeki Demirkubuz’a uzanan göndermeler silsilesine ek olarak, Zeki Müren gibi gerçek bir karakteri hikayenin içine etki eden bir şekilde dahil etmek gibi buluşlarıyla son yılların en parlak komedisine imza atılmış. Elbette bu başarıda yönetmen Kıvanç Baruönü’nün akıp giden dinamik performansının katkısı büyük. Cem Yılmaz’ın sürekli çalıştığı Ozan Güven, Zafer Algöz, Özkan Uğur, Can Yılmaz tabi ki defalarca birlikte konsere çıkmış bir müzik grubu kadar uyumlular birbirleriyle, en ufak bir yanlış nota yok hiçbirinde. Mert Fırat’ın canlandırdığı Sadri Alışık ve Şükrü Özyıldız’ın canlandırdığı Ayhan Işık’ın birlikte bir kavgaya karışmaları, Kerem Alışık’ın canlandırdığı tatlı serseri Ömer’in Sadri Alışık’la vedalaşması gibi duygulandıran sahneler var. Ama Çağlar Çorumlu’nun Zeki Müren olarak göründüğü her an salona kahkaha bombası atılmış gibi oluyor.

Evde İzlemek İçin;

Kingsman: Altın Çember/Kingsman: The Golden Circle

Yönetmen: Matthew Vaughn

Oyuncular: Taron Egerton, Colin Firth, Mark Strong

141 dakika, 18+

İlk filmde, genç bir sokak serserisi Eggsy’nin, özel bir istihbarat servis ajansı olan “Kingsman” adına çalışan ajan Harry Hart tarafından eğitilmesini ve birlikte Valentine adlı çılgın bir adamın planına engel olmaya çalışmalarını izlemiştik. 2014’ün popüler filmleri içinde özel bir ilgiye mazhar olmuştu film. Hınzır ve gözünü budaktan sakınmayan bir mizah anlayışıyla, sürprizi bol şiddet sahneleriyle ve tabu düşmanı edepsizliğiyle de ilgi görmüştü. Böylesi dengeli bir zıpırlık barındıran bu ajan fantazyası içinde, genellikle zarif duruşuyla dikkat çeken aktör Colin Firth’ün, ajan Harry Hart olarak konumlandırılışı da akıllıcaydı.

İçinde kılıç bacaklı bir kadın suikastçının olmasına, kafaların rengarenk havai fişekler gibi patlamasına rağmen kendisini ciddiye aldıran bir süper ajan parodisiydi film. Harry Hart’ın herkesin birbirini öldürmeye programlandığı kalabalık kilise sahnesinde yarattığı kaos ise aksiyon sineması antolojilerine girecek güçte teknik bir gövde gösterisiydi.

Elbette her gişede başarı tutturan filmde olduğu gibi, ikinci bir “Kingsman” filmi de karşımıza gelecekti. Ancak “Kingsman: Altın Çember” ilk filmin farklılığından uzak. Hikayenin kötülük merkezi Julianne Moore’un canlandırdığı Poppy adlı bir kadının yönettiği dev bir uyuşturucu karteli. Kingsman’in gizli karargahını havaya uçurduktan sonra tüm dünyaya kendi zehirli uyuşturucusunu hızla yayar Poppy. Kendisinin acımasız kişiliği ve robot teknolojisine karşı olağanüstü bir ilgi duymasının yanısıra uyuşturucu meselesine de dair enteresan fikirleri vardır. ABD başkanından, vereceği panzehire karşılık, uyuşturucu satışının yasallaştırılması kanununu çıkartmasını ister. Bu operasyona karşı harekete geçecek olan Eggsy ve ona sahada taktik destek veren Merlin, varlığını yeni öğrendikleri Amerikalı kardeş organizasyon Statesman ajanlarıyla birlikte harekete geçer. Bundan sonrası yine eğlenceli bir ajanlar savaşına kapı açmakta…

Çocuklarla İzlemek İçin;

Kaptan Düşükdon: Destansı İlk Film/Captain Underpants: The First Epic Movie

Yönetmen: David Soren

89 dakika, 7+

Birbirleriyle ayrılmaz bir ikili oluşturan iki çocuk, George ve Harold okudukları okulun sert müdürü Bay Krupp’ı hayal güçleri ve yaramazlıklarıyla bıktırmışlardır. Müdür Krupp ikisinin sınıflarını ayırmak üzereyken sihirli bir oyuncak yüzük sayesinde olaylar bambaşka bir yere varır. Müdür Krupp iki arkadaşın hayal dünyalarında yarattıkları çizgi roman kahramanı Kaptan Düşükdon’a dönüşür. Bu karmaşanın içinde okulun yeni fen öğretmeni olarak işe başlayan Profesör P’nin çocuk kahkahalarını bitirme projesi devreye girince heyecanlı ve komik olaylar birbirini takip eder.

Kaptan Düşükdon” göründüğünden daha eğlenceli bir film. George ve Harold’ın dünyası çok renkli ve insanın tasasız, hinlik peşindeki çocukluk günlerine olan hasretini kaşıyor. İkilinin hayal dünyasını film o kadar hareketli ve neşeli bir kurguyla sunuyor ki eğlenmemek mümkün değil. Özellikle çorap kuklalarla yaptıkları ve Muppet Show’u hatırlatan kısım çok iyiydi… Elbette bir süper kahraman fikri var hikayede bir de kötü adam olmalı; ama Profesör P’nin hikayesi devreye girdikten sonra bütün parlak fikirler kendisini giderek animasyon klişelerine teslim etmeye başlıyor. Ama yine de merak etmeyin “Kaptan Düşükdon” kendisini baştan sonra sıkılmadan izlettiriyor.

Okumak İçin;

ZENCİ FABRİKASI/The Nigger Factory

Gil Scott-Heron

278 sayfa, Can Yayınları

Gil Scott-Heron, 1970’ler ve 1980’lere şair, müzisyen, yazar ve aktivist olarak damgasını vurmuş bir yaratıcı. Sivil haklar ve “Siyah Gücü” hareketlerinin ortasında, “Devrim televizyondan yayınlanmayacak” cümlesiyle edebiyat ve kültür dünyasında kendisi bir devrim yapmıştı. Scott-Heron, ilk defa 1972 yılında yayımlanan “Zenci Fabrikası” adlı bu ikinci romanında kendisine ait tüm sıfatları harmanlayarak ortaya koyduğu bir hikâyeyi anlatıyor.

İlk kez Suat Ertüzün’ün çevirisiyle Türkçe okurlarıyla buluşan “Zenci Fabrikası”, 1960’larda Virginia’daki bir üniversitede yaşanan öğrenci ayaklanmalarını konu alıyor. Bir yanda öğrencilerin taleplerine kulak asmayan Sutton Üniversitesi yönetimi, bir yanda işleri sükûnetle halletmeye çalışan Öğrenci Birliği, bir yanda uç eylemleri göze almış yeni bir öğrenci oluşumu… Bu üç aktörün çekişmesiyle olaylar geri dönüşü olmayan, acı bir yola giriyor. Gil Scott-Heron, “Zenci Fabrikası”nda eylem ile eylemsizlik, hak arayışı ile haksızlık meseleleri üzerinden toplumsal bir panorama sunuyor.

Ünlü İngiliz gazetesi The Independent, eser için şu yorumu yapmış: “Zenci Fabrikası, Scott-Heron’ın albümlerine has öğeleri içeriyor: Güçlü bir toplumsal eleştiri, gerçekçi sokak imgeleri ve rahatsız edici bir hiciv ama aynı zamanda bir duyarlılık, romantizm ve şehvet.” (bültenden)

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here