Yazarın Diğer İçerikleri
Akasya Alışveriş Merkezi’ni Geziyorum
- 21 Oca 2016
Kapıdan içeri girdiğim an itibari ile bir avm’ye değil de, sanki botanik bir bahçeye girmiş misali havadar ve evimin ön bahçesi gibi samimi buldum.
Marmaris 'i köşe bucak keşfedeceğimiz bu köşe yazımdan sonra ilk fırsatta Marmaris 'de olmak isteyeceksiniz. Hadi kiosklayalım.
Tarihin, çam kokusunun ve mavinin birbirine karıştığı bir kıyı hikâyesi
Marmaris’e ilk kez gidenlerin aklında genellikle aynı görüntü kalır: Turkuaz bir deniz, çam ormanlarıyla çevrili koylar, tekneler ve uzun keyifli bir sahil. Ama Marmaris’i yalnızca deniziyle tanımak, bence bu güzel coğrafyanın hikâyesinin yarısını bile bilmemek demek.
Çünkü Marmaris, denizle dağın birbirine bu kadar yaklaştığı; antik kentlerin, taş köylerin, küçük limanların ve orman yollarının aynı rotada buluştuğu özel bir coğrafya. Bir tarafında Ege’nin mavisi, diğer tarafında kızılçam ve sığla ormanları ile benzersiz bir yer. Biraz ileride antik bir tiyatro, biraz ötede yüzyıllık bir çınar, bir başka koyda balıkçı tekneleri ile başka başka duyguları yaşatıyor.
Kioskla Seyyahı olarak bu kez rotamızı Marmaris’e çevirdik. Niyetimiz yalnızca denize bakmak değil. Marmaris’in geçmişine, doğasına, koylarına, köylerine ve sofrasına biraz daha yakından bakabilmek.
Marmaris, aceleyle gezilecek değil, yavaş yavaş keşfedilebilecek bir yer.
Evet, Marmaris’in hikâyesi aslında denizden başlıyor. Antik çağda Physkos adıyla anılan bölge, Karya coğrafyasının önemli limanlarından biriydi. Marmaris’in konumu, Ege ile Akdeniz arasındaki geçiş yollarının üzerinde olması nedeniyle tarih boyunca ona stratejik bir önem kazandırdı. Karyalılar, Persler, Büyük İskender, Bergama Krallığı, Roma ve Bizans dönemleri derken bölge yüzyıllar boyunca farklı medeniyetleri taşıdı.
Bugün Marmaris sokaklarında yürürken bu geçmişin tamamını görmek mümkün değilse de bazı izleri görmek, hissetmek, yaşamak çok mümkün. Hâlâ ziyaretçilerini çok belirgin dokusu ile selamlıyor.
Bunun en güzel örneği ise şehrin merkezinde, limanın hemen üzerinde yükselen Marmaris Kalesi. Kaleye çıkan sokaklar daralıyor, evler birbirine yaklaşıyor ve Marmaris’in modern yüzü yavaş yavaş geride kalıyor. Kale bugün Arkeoloji Müzesi olarak kullanılıyor ve içerisinde Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli arkeolojik eserler sergileniyor.
Kaleden limana doğru baktığınızda ise Marmaris’in neden yüzyıllar boyunca önemli bir liman olduğunu anlamak hiç zor değil. Deniz burada yalnızca bir manzara değil, şehrin ve tarihinin başrol oyuncusu olarak kendini gösteriyor.
Kaleden aşağı doğru inerken Marmaris’in tarihi dokusunun içine giriyorsunuz. Marmaris Tarihi Çarşı, küçük dükkânları, hediyelik eşyaları, baharatları, el işlerini ve sokakların hareketiyle şehrin geçmiş ile bugün arasındaki bağını koruyan en bilinen yerlerden biri. Burada yapılacak en güzel şey aslında çok basit: Haritayı bir süre kapatmak. Dar sokaklarda yürümek, küçük dükkânlara bakmak, bir kahve molası vermek ve sonra yeniden limana çıkmak. Marmaris’in merkezini böyle gezdiğinizde, turistik bir tatil kentinden çok daha fazlasını görmeye başlıyorsunuz.
Marmaris’in denizini anlatmaya nereden başlanır, doğrusu bir düşünmek gerekir. Çünkü burada mesele yalnızca “güzel bir plaj bulmak” ya da "güzel bir sahil kenarı" meselesi değil. Koylar, adalar, yarımadalar ve küçük balıkçı yerleşimleriyle deniz, başlı başına bir keşif rotası. Merkezden uzaklaştıkça manzara değişiyor.
İçmeler Plajı
İçmeler, Marmaris’in en bilinen kıyı duraklarından biri. Altın renkli kumsalı, berrak denizi ve çevresindeki orman dokusuyla Marmaris’in daha hareketli yüzünü temsil ediyor. Dağların etekleri gibi dans ettikçe kendi ahenginde hareketlenen deniz ve kucaklayarak yaşattığı serinliği paha biçilemez.
Ama Marmaris’in biraz daha sakin yüzünü arıyorsanız rotayı Turunç tarafına çevirmek gerekiyor. Dağların arasında saklanmış gibi duran Turunç’a ulaştığınızda yolculuğun ritmi de değişiyor. Koyun çevresindeki yeşil tepeler, denizin mavisi ve sahildeki küçük işletmeler, burayı klasik bir yazlık beldeden daha özel bir yere dönüştürüyor.
Turunç’tan sonra Kumlubük geliyor. Burada deniz kadar önemli olan başka bir şey var. O da Amos Antik Kenti ve birkaç adımda Antik Çağa, Amos 'a gidelim. Marmaris çevresinde antik kent görmek isteyenler için Amos çok özel bir durak.
Turunç ve Kumlubük arasında, denize hâkim bir tepe üzerinde yer alan antik yerleşimde tiyatro, tapınak kalıntıları ve sur parçaları görülebiliyor. Antik tiyatronun bugün hâlâ seçilebilen oturma sıraları, buranın geçmişteki yaşamına dair güçlü bir fikir veriyor. Ve belki de Amos’u özel yapan durum yalnızca tarih değil. Tarihin Ege ile birlikte yazılması. Bir tarafta antik taşlar, diğer tarafta masmavi bir koy.
Marmaris’i elbette denizini keşfetmeden de anlatmak eksik kalır. Çünkü Marmaris, Türkiye’nin mavi yolculuk kültürünün en önemli merkezlerinden biri. Merkezdeki iskelelerden ve farklı noktalardan kalkan teknelerle çevredeki koylara ve adalara günübirlik geziler yapılabiliyor. Cennet Adası, Turunç, Kumlubük, Çiftlik ve Fosforlu Mağara, bu turların en bilinen durakları arasında.
Tekneyle açıldığınızda karadan göremediğiniz başka bir Marmaris daha ortaya çıkıyor. Yol boyunca ormanlar denize kadar iniyor. Koylar birbiri ardına açılıyor. Bazı yerlerde yalnızca denizin sesi kalıyor. Ve insan o anda Marmaris’in neden yıllardır deniz tutkunlarının rotasında olduğunu daha iyi anlıyor. Marmaris’te denize girmek başka, denizin içinden Marmaris’e bakmak başka.
Marmaris 'in çevresindeki en özel duraklardan biri de Sedir Adası. Antik çağdaki adı Kedrai olan ada, hem arkeolojik kalıntıları hem de ünlü Kleopatra Plajı ile tanınıyor. Antik kentin surları, tiyatro kalıntıları ve çeşitli yapı izleri bugün hâlâ görülebiliyor. Adanın en çok konuşulan tarafı ise kuşkusuz plajı.
Altın renkli kumu ve berrak deniziyle Kleopatra Plajı, Marmaris çevresindeki en karakteristik doğal duraklardan biri. Burada denize bakarken tarih de manzaraya karışıyor. Bir yanda antik kent, diğer yanda masmavi Ege. Marmaris’in güzelliği biraz da bu karşılaşmalardan oluşuyor.
Kız Kumu, Marmaris’in Orhaniye tarafına geldiğinizde karşınıza çıkan bambaşka bir doğa harikası. Denizin içine doğru uzanan sığ kum şeridi, yürüyen insanlara uzaktan bakıldığında sanki suyun üzerinde ilerliyormuş hissi veriyor. Kız Kumu, Marmaris’in en çok fotoğraflanan noktalarından biri olabilir ama fotoğraflardan çok daha etkileyici bir deneyim sunuyor. Çünkü burada manzaranın içinde olmak, manzaraya bakmaktan çok daha güzel.
Marmaris deyince akla ilk olarak deniz geliyor ama bölgenin iç kesimlerine ilerlediğinizde karşınıza yemyeşil bambaşka bir dünya çıkıyor. O da elbette Turgut Şelalesi. Denizden birkaç kilometre uzaklaşınca ortamın bir anda değişmesi Marmaris’in en sevdiğimiz özelliklerinden biri. Çam ağaçları, su sesi, serin bir hava ve hayat güzeldir dedirten o an. Yaz sıcağında denizden çıkıp ormanın içine girmek, Marmaris’in ne kadar dengeli ve keyifli bir şekilde maviyi ve yeşili tablo gibi bir çerçeveye sığdırabildiğini gösteriyor.
Marmaris’in kalabalığından biraz uzaklaşmak isteyenlerin rotasında mutlaka olması gereken yerlerden biri Söğüt. Denize doğru uzanan küçük koyları, eski taş evleri, sakin atmosferi ve gün batımıyla Söğüt, Marmaris’in daha dingin yüzünü gösteriyor.
Burada hayat biraz daha yavaş. Masalar denize daha yakın. Sohbetler daha uzun. Gün batımı ise neredeyse başlı başına bir ritüel. Marmaris Belediyesi de Söğüt’ü sakinliği, koyları, tarihi, kültürü ve lezzetleriyle öne çıkan yerlerden biri olarak tanımlıyor. Söğüt’te yapılacak en güzel şeylerden biri de aslında hiçbir şey yapmamak. Bir masaya oturup yalnızca denizi izlemek. Bazen iyi bir seyahatin ihtiyacı olan tam olarak bu olabiliyor.
Söğüt’ten devam ettiğinizde Selimiye ve Bozburun geliyor. Burası Marmaris’in turistik halinden çok, denizle yaşayan halini ortaya koyuyor. Selimiye’de koyun sakinliği, teknelerin hareketi, sahildeki restoranlar ve yamaçlara yayılan evler bir araya geliyor.
Bozburun ise ahşap tekne yapım geleneğiyle deniz kültürünü bugün de yaşatan önemli yerleşimlerden biri.
Biraz daha ileri gittiğinizde Bozukkale ve Loryma Antik Kenti karşınıza çıkıyor.
Loryma’nın en dikkat çekici kalıntısı, koyun üzerinde yükselen antik kale. Bölgeye denizden ulaşmak bugün bile en etkileyici seçeneklerden biri. Bozukkale Limanı, mavi yolculuk teknelerinin de önemli duraklarından. İşte burada Marmaris’in tarihini bir kez daha denizle birlikte buluyorsunuz.
Merkeze çok uzaklaşmadan doğayla baş başa kalmak isteyenler için Nimara Mağarası ve Cennet Adası çevresi de görülmeye değer. Nimara Mağarası, Marmaris Körfezi'nin doğal güzellikleri içinde yer alan önemli ve görülesi duraklardan biri.
Buraya geldiğinizde Marmaris’in “tatil şehri” görüntüsünün arkasındaki doğal coğrafyayı daha iyi fark ediyorsunuz. Çünkü bu bölgenin asıl zenginliği yalnızca denizin rengi değil. Deniz ile ormanın birbiri ile buluşma hali ve o halin ahengini ortaya koyduğu yerler.
Marmaris’i yalnızca görmek değil, koklamak da mümkün. Evet, yanlış yazmadım. Gerçekten koklamak da mümkün. Bunun sebebi çam ormanları ve bölgenin kendine özgü sığla ağaçları.
Sığla ağacı, Marmaris ve çevresine özgü önemli bir ağaç türü ve kendine has aromasıyla bölgenin doğal karakter parçalarından biri. Yol boyunca çam ağaçlarının arasından geçerken denizin bir anda görünmesi ve ardından yeniden ormana girmek. İşte Marmaris'in hafızada kalmasını sağlayan detaylardan biri de bu.
Ve geldik seyahatin en lezzetli bölümüne. Marmaris mutfağı, elbette Ege mutfağının karakterini taşıyor. Zeytinyağlılar, otlar, deniz ürünleri, keçi sütü ürünleri, badem ve elbette meşhur Marmaris çam balı. Çam balı, bölgenin en karakteristik ürünlerinden biri. Marmaris’in geniş çam ormanları, bu özel balın üretiminde çok önemli bir rol oynuyor. Deniz kenarında ise sofranın başrolünde doğal olarak deniz ürünleri yer alır. Taze levrek ve çipura, Güney Ege'nin öne çıkan balıkları arasında yerini alıyor. Fakat Marmaris mutfağı tabiki sadece balıktan ibaret değil. Kabak çiçeği dolması, deniz börülcesi, şevket-i bostan, çıntar kavurması, ot yemekleri, keşkek, saç böreği, katmer ve ballı kabak yöresel mutfak kültürünün öne çıkan lezzetleri arasında.
Köy ekmeği, zeytin, zeytinyağı, peynir, yumurta ve çam balıyla kurulan uzun bir Ege kahvaltısı, Marmaris sabahının hakkını vermenin en güzel yollarından biri.
Marmaris için tek bir rota önermek çok zor. Çünkü Marmaris’in merkezini, denizini, tarihini ve köylerini aynı gün içinde tüketmeye çalışmak, bu şehrin ruhuna biraz aykırı.
Bizim önerimiz;
Bir gün Marmaris merkez:
Marmaris Kalesi → Tarihi Çarşı → liman → marina → sahil yürüyüşü.
Bir gün koylar:
İçmeler → Turunç → Kumlubük → Amos.
Bir gün tarih ve doğa:
Sedir Adası → Orhaniye Kız Kumu → Turgut Şelalesi.
Bir gün sakin Marmaris:
Söğüt → Selimiye → Bozburun → Bozukkale.
Ve eğer zaman varsa… Tekneye binip hiçbir yere yetişmeden koy koy dolaşmak.
Bir şehri bazen özel yapan dinamik, yalnızca sahip olduğu güzelliklerin sayısı değil, bu güzelliklerin birbirine nasıl bağlandığıdır.
Marmaris’te sabah antik bir kalenin taşlarına dokunabilir, öğle saatlerinde denize girebilir, akşamüstü bir köy yolunda çam kokusunun peşine düşebilir ve gece deniz kenarında taze balık yiyebilirsiniz.
Birkaç saat içinde tarih değişir, manzara değişir, hatta havanın kokusu değişir.
Belki de Marmaris'i bu kadar özel yapan tam olarak bu dengedir.
Tarihine baktığınızda geçmişi, denizine baktığınızda özgürlüğü, köylerine gittiğinizde sakinliği, sofrasına oturduğunuzda ise Ege’yi bulursunuz.
Kioskla Seyyahı bu kez Marmaris’ten dönerken bavuluna birkaç deniz manzarası, biraz çam kokusu, bolca gün batımı ve tek bir cümle koydu:
“Bazı şehirler gezilir; Marmaris ise uzun uzun yaşanır.”
Kioskluyoruz. Sende Tıkla, Kioskla.
Kapıdan içeri girdiğim an itibari ile bir avm’ye değil de, sanki botanik bir bahçeye girmiş misali havadar ve evimin ön bahçesi gibi samimi buldum.
Kioskla ekibimizin gizemli siması Kioskla Seyyahı, sıradan bir ziyaretçi olarak gezdiği, gördüğü, deneyimlediği bir yeri her ay kioskla okurları ile paylaşmak üzere kaleme alıyor. Seyyahımızın kendi deneyimleri üzerinden yaptığı yorumlarını yaşanmış deneyimler olarak değerli buluyor ve kioskluyoruz.