3 Film 3 Kitap

985

3 FİLM 

CREED

creed

Creed”in ana kahramanı ise Rocky’nin ilk rakibi sonra da kadim dostu olan Apollo Creed’in dul karısı tarafından yetimhaneden çıkarılıp zenginlik içinde ve bir finansçı olarak (!) büyütülen oğlu Adonis. Adonis’in meselesi ise babasının soyadıyla değil kendi adıyla boks ringlerinde başarı kazanmak… Hiç tanımadığı babasının isminden ve hayaletinden kaçıyor ama bir yandan da onun mirasına sahip çıkmaya çalışıyor! Bu önemli ayrıntıya takılmazsanız film büyük bir zevkle izletiyor kendini. Çünkü yönetmen Ryan Coogler, bu sıralarda yıllar sonra devam ettirilen diğer serilerde olduğu gibi model olarak kendisine ilk filmi almış. Yine Philadelphia’da geçen filmde, bu sefer Adonis’in yükseliş hikayesinde Rocky’i bir yan karakter, yaşlı bilge antrenör olarak izliyoruz. Senaryo ve film Rocky’i çok güzel konumlandırıyor bu hikaye içinde. Adonis, özgüveni tavan yapmış İngiliz rakibi Ricky Conlan’la yapacağı maç için hazırlanırken, amcam dediği hocası Rocky’yle omuz omuza bir ayakta kalma mücadelesi içine giriyor. Film geçmişle bugün arasında güzel ve duygusal bir köprü kuruyor sık sık. İlk “Rocky” filmini izlediğiniz zamanki duygularınızı hatırlatıyor size. Zaten gücünü de en çok bundan alıyor. (Yeni Film / Warner)

THE LOBSTER

 

lobster

Türkiye’de sinemalarda gösterime girmese de gösterildiği festivallerde büyük ilgi gören filmlerden biri olan “Köpekdişi”nin Yunan yönetmeni Yorgos Lanthimos’un yeni filmi “The Lobster”da da çok absürd ve ilgi çekici bir dünya var yine. Karısı tarafından terkedilen David, yalnız insanların kendilerine uygun birini bulabilmek için başvurdukları bir otele yerleşir. 45 gün içinde ruh eşini bulmak zorundadır, bulamazsa kendisinin seçtiği bir hayvana dönüştürülecektir! Kendisi gibi birçok yalnız insanla çeşitli garip aktiviteler içine giren David bir süre sonra birini bulduğunu düşünse de bu birliktelik onu farklı bir yönde harekete geçmeye zorlar.

The Lobster” insanların zorla çift olmaya yönelmelerine getirilmiş zeki bir eleştiri. Belki de insanlar ruh eşlerini bulmak zorunda olmamalılar! Nasıl yaşamamız gerektiği sürekli birtakım kurallarla belirleniyor ve insanoğlu kendi başına bırakılmıyor hiç sanki. Yalnız olmak da yaramıyor, biriyle birlikte yaşamak da zor. İnsanın mutluluğu ararken birine muhtaç olup olmaması, diğer yandan birileriyle de illa ki ilişkiye girme ihtiyacı duyması yaman bir çelişki kuşkusuz.

Otel ve karakterler ustalıkla yaratılmışlar. Lezzetli sahnelerle başlayıp ilerliyor ama bir süre sonra anlattığı temanın altını çok fazla çizmeye başlıyor film. Üstelik bazı seyircilerini hiç de tatmin etmeyecek bir finalle de sonlanıyor. Oysa Colin Farrell ve Rachel Weisz başta olmak üzere, çok iyi performanslar veren uluslararası bir oyuncu kadrosu da bu parlak buluşlarla dolu ilginç hikayeye eşlik etmekte. (Bir Film)

LIFE

life_dvd

Hollandalı yönetmen Anton Corbijn yeni filmi “Life”da tam da James Dean’in yeni parladığı ve “Asi Gençlik” filminde rol almayı beklediği günlere değiniyor. James Dean ilk filmi “Cennetin Doğusu”nu yeni tamamlamıştır. Filmin galası yaklaştıkça medyanın ona ilgisi de yavaş yavaş artmaktadır. “Asi Gençlik” filminde oynamayı istiyordur ve filmin yönetmeni Nicholas Ray’in kararını beklerken tüm basın randevularını terk edip çocukluğunun geçtiği Indiana’daki mütevazı evine gitmek ister. Ama bu film sadece onun hikayesi değildir. Boşanmış karısından olan oğluyla iletişim kurmayı beceremeyen, yalnız ve bezgin bir fotoğrafçı olan Dennis Stock da Dean’de bir şeylerin farklı olduğunu gören birkaç kişiden biridir. Onunla bir fotoğraf çekimi gerçekleştirmek ve bunu ünlü Life dergisine satmak ister. Dean yolculuğuna onu da dahil edince iki genç adam arasında çok derin olmasa da bir arkadaşlık gelişir.
“Life” için kuşkusuz kötü bir film denemez. Ama böyle bir malzeme çok daha çarpıcı bir senaryoyla anlatılabilirdi. Senaryo karakterlerini yeterince derinleştirememiş. Özellikle de iki erkeğin birbirleriyle olan diyaloglarında bir yere varılamıyor çoğu zaman. İki adam arasında duygusal bir bağ da göremiyoruz. Bunda senaryo dışında Robert Pattinson’ın donuk performansının da etkisi var. Genç oyuncu Dane DeHaan, bazı sahnelerde çok benzediği bazense hiç olmamış dedirten James Dean performansında yine senaryodan dolayı Dean’in ruhundaki huzursuzluğu yansıtmakta zorlanıyor.
Yine de bütün bu olumsuzluklara rağmen içinde James Dean olan bir hikayeye dalmak iyi geliyor has sinemaseverlere… (As Sanat / Pinema)

3 KİTAP

RAMP IŞIKLARI ve SAHNE IŞIKLARI’NIN DÜNYASI / David Robinson

ramp_isiklari

Sahnenin hemen önüne yere konan ve yukarıdan sahneye inen ışıkları yumuşatmaya yarayan ışıklara “ramp ışıkları” (footlights) denir. En başta bu tanımı bir koyalım. David Robinson’ın büyük titizlikle yaptığı bir arşiv araştırmasının ürünü olan “Ramp Işıkları” adlı bu kitap ise Charles Chaplin’in 1952 yılında çektiği başyapıtı “Şehir Işıkları”nın (Limelight) senaryo eskizlerini barındırıyor bir anlamda. Chaplin “Şehir Işıkları”nda kariyerinde büyük bir çöküş yaşayan bir komedyen ile bir balerinin yaşadığı hazin aşkı konu alır. Chaplin’in bu hikayeye nereden ulaştığının hikayesini okumak çok ilginç bir yandan.
Robinson’ın kitabından öğrendiğimize göre filmin senaryosunu yazmadan önce öykü biçiminde son derece detaylı bir metin hazırlamış Chaplin. Sonra birtakım değişikliklerle de bunu senaryolaştırmış. İş Bankası Kültür Yayınları’nın bu özenli baskısı, Chaplin’in el yazmalarını bir araya getiren David Robinson’ın önsözüyle açılıyor. Sonrasında Robinson, Chaplin’in öyküsünü oluşturma hikayesini akıcı bir dille anlatıyor.

Bu bölümün ardından Chaplin’in ‘novella’sı başlıyor. Kamerasıyla birbirinden güzel öyküler yazan Charles Chaplin’in kalemiyle de hiç fena olmadığını anlıyoruz böylece. Ünlü sinemacının hikaye hakkında aldığı notların ardından Robinson’ın imzasıyla, hikayenin senaryolaştırılmasını sonra da sinemaya uyarlanış hikayesi aktarılmış. Chaplin’in özel hayatından ve “Şehir Işıkları”nın setinden görselleriyle süslenmiş bu kitap özellikle Chaplin’in hayranlarına ve tüm sinemaseverlere tavsiye edilir… (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 262 sayfa)

DEĞİŞİM / Mo Yan

degisim

2012 yılında Edebiyat dalında Nobel ödülü kazanan ünlü Çinli yazar Guan Moye, Çince ‘sakın konuşma’ anlamına gelen ‘Mo Yan’ takma adını kullanmakta. 61 yaşındaki ünlü yazarın son derece akıcı bir üslubu var, tevazu sahibi olduğunu da her yazdığından çıkartmak mümkün. Çin’de yıllarca sansürlenmiş olmasına rağmen el altından en çok okunan yazardı ama onu artık tüm dünya tanıyor ve okuyor. Türkiye’de en çok bilinen eserleri “Kızıl Darı Tarlaları” ve “İri Memeler ve Geniş Kalçalar” adlı romanlarıdır. Geçtiğimiz aylarda uzun öyküsü “Değişim” de Can yayınları tarafından yayımlandı.

Aslında “Değişim” Mo Yan’ın kişisel anılarından oluşan ince bir kitap. Yazarın 1960’larda yaşanan Kültür Devrimi sırasındaki okul hayatından başlayıp, okulu bıraktıktan sonra çiftçilik hayatına dönüşü ve 1970’lerde Halk Kurtuluş Ordusu’na katılışı.. 1980’lerde “Kızıl Darı Tarlaları”nı yazarken yaşadıkları, Zhang Yimou’nun romanı filmleştirme macerası ve 1990’ların modern Çin’i… Toplamında hem kişisel bir yolculuk hem de bir ülkenin giderek değişen çehresi. Mo Yan, anılarıyla ülkenin içinden geçtiği değişimi o kadar ustalıkla iç içe geçiriyor ki keşke biraz daha uzun olsaydı diyorsunuz bitirdiğinizde. Çevirmen Erdem Kurtuldu’nun Çince aslından yaptığı çeviri de Mo Yan’ın akıcı üslubunu aynı nitelikte yansıtmakta. (Can Yayınları, 94 sayfa)

TARİH YANILIYOR / Erich von Danik

tarih_yaniliyor

İlk olarak 1968 yılında, dünya dışı varlıklara iliskin şok iddialarda bulunduğu ve son derece ikna edici kanıtlarla donattığı kitabı “Tanrıların Arabaları”yla tanıdığımız ve bugün 81 yaşında olan İsviçreli ünlü yazar Erich von Daniken’in 2009 tarihli kitabı “Tarih Yanılıyor” (The History is Wrong) ilk kez Türkçe’de çıktı… Kariyeri boyunca yazdığı onlarca kitapta dünya canlılarının evrendeki tek canlılar olmadıklarını, hatta dünya üzerindeki medeniyetin oluşmasında dünya dışı varlıkların büyük etkisinin olduğunu çeşitli kanıt ve önermelerle savundu Daniken.

Tarih Yanılıyor”da da her kitabında olduğu gibi yine çok iddialı. Daniken, kitabının ilk bölümlerinde ünlü Voynick el yazmasının izini nasıl sürdüğünü ve yazmanın tarih boyunca nasıl da elden ele dolaştığını anlatıyor. Voynick el yazması 15. yüzyılda bir tarihte yazıldığı tahmin edilen gizemli bir kitap. 200-250 sayfadan oluşan ve çeşitli sembollerle, resimlerle, desteklenmiş bilinmeyen bir dilde yazılmış metinlerden oluşmakta. Bugün Yale Üniversitesi’nde koruma altına alınan kitap, uzmanlar tarafından defalarca araştırılmasına rağmen henüz tam olarak çözülememiş. Daniken bu metinlerin uzaylılar tarafından yazıldığına inanmakta ve bunu destekleyecek sürüyle bulgusundan da bahsetmekte. Hatta Enoş yazmalarının da arasına dalıp ortak yönler çıkartmaya soyunuyor. Bütün kitabı olan dinlerin de bu metinlerden beslendiğini, hatta aralara karıştırıldığını yazıyor. Yazarın eserlerine aşina olanlar yine oldukça keyif alacaklar… (Artemis, 280 sayfa)

Keyifli film ve kitap önerileri için Kioskluyoruz :)

2 Yorumlar

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here