Perakende Günleri ikinci gününde tüm hızıyla sürüyor

Bu yıl 04- 05 Aralık tarihlerinde 19’uncusu düzenlenen Perakende Günleri, ikinci gününde de sektör takipçilerine ışık tutmayı sürdürüyor.

  • 05-12-2019 13:01


Perakende Günleri’nin ikinci günü, Tescilli Markalar Derneği (TMD) Başkanı İzzet Stamati ve Gıda Perakendecileri Derneği (GPD) Başkanı Galip Aykaç’ın katıldığı ‘Başkanla 5 Dakika’ oturumlarıyla başladı.

TMD Başkanı İzzet Stamati: “Taklitle mücadele etmeliyiz…”

TMD Başkanı İzzet Samati: “Yabancı hazır giyim ve temsilcilerinin kurduğu, 30 düzenli üyesi olan bir derneğiz. 700’den fazla lokasyonda 250 bin metrekarede, metrekare başına 3 bin dolarlık toplam 750 milyon dolarlık hacmimiz var ve 9 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. 2018’den 2019’a %30 büyüdük; ama enflasyonu çıkarınca reel büyümemiz %5 oranında gerçekleşti. 2020’de ekonomistlere göre dünya resesyona girecek ama bizim hedefimiz yüksek, %30’lara varacağımızı düşünüyoruz. Hem karlılık hem de büyüme çift hanelerde olacak. 30 markamızın Türkiye’de yapmış olduğu imalat değeri 250 milyon dolar civarında. Yabancı markaların en büyük sıkıntısı dövizdeki oynamalar. Bu bizim satışlarımıza da engel teşkil ediyor. Gümrüklerde de yüksek vergi sorunu yaşıyoruz. Bazı ürünlerde vergi oranları %50’ye dek çıkıyor; bu da maliyetlerimizi etkileyerek rekabet gücümüzü düşürüyor. Taklit ürünler konusu ciddi bir kaos. Bu konunun önüne geçilemedi. İnsan haricinde, her şeyin taklidinin imal edildiği bir duruma gelindi. Taklit imalattaki büyüklük, 3 milyar dolara ulaşmış seviyede. Taklitle mücadele için yasalar çıkmalı. Yabancılar, gümrükte ürünün taklit olup olmadığını tespit ediyor ve taklit ürüne el koyabiliyor. Bizde ise durum biraz daha farklı. Sinan Başkan’a önerim: Taklitle mücadelede beraber çalışalım” dedi.

“FMCG pazarı 2019’da %17 büyüme gösterecek…”

GPD Başkanı Galip Aykaç: “Ülkemizin önde gelen perakende kuruluşlarından oluşan 50’den fazla üyemiz bulunuyor. 81 ilde 40 bin satış noktamız, 425 bin direkt istihdam katkımız bulunuyor. Sene sonu 170 milyar TL ciroyu görmeyi umuyoruz. Türkiye’deki 23 milyon hanenin 21 milyonuna ulaşıyoruz. FMCG pazarı dünyada 10.2 trilyon dolar olarak ölçülürken; en büyük pay Asya Pasifik’te. Türkiye’de ölçülen sayı ise 200 milyar dolar civarında. FMCG pazarının 2019’da %17 büyüme göstereceğini düşünüyoruz. Sektörümüz, ülkenin ekonomik büyümesinin minimum 2 katı büyüyor. 2020 yılından ümitliyiz; çift haneli sayılarda büyümeyi umuyoruz” dedi.

Perakende Günleri’nin ikinci paneli etkili konuşmalara sahne oldu. Gemi Nereye Yanaşıyor? konulu panel Next Akademi Kurucusu Levent Erden’in moderatörlüğünde gerçekleşti. Galataport İstanbul Genel Müdürü Erdem Tavas ve Galataport İstanbul Proje Geliştirme, Pazarlama, Kiralama GM Yardımcısı İrem Yücel Kaymak’ın konuk olduğu panelde şirketin geçmişten günümüze iş süreçleri konuşuldu.

“Galataport için 2021’de 171 gemi rezervasyonumuz var…”

Galataport İstanbul Genel Müdürü Erdem Tavas: “2013 yılında Doğuş Holding olarak 702 milyon dolara bu yeri satın aldık. 2018 yılından beri Galataport İstanbul olarak faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. %81’i Doğuş Holding’e, %19’u da BLG Bilişim Hizmetlerine ait bir şirketiz. Burası tamamen ticarete adanmış bir yer ve biz Karaköy’e tekrar o ticaret ruhunu kazandıracağız. 51 bin metrekare perakende alanımız var ve burada olmayan markaları getireceğiz. Liman için hem Türkiye’den hem de Dünya’dan en nitelikli insanlarla çalıştık. İstanbul’a yakışır bir liman ve farklı fonksiyonlara sahip bir yer oluşturmak istiyoruz. Boğaz’ın en güzel yerinde 1.2 km’lik bir sahil şeridindeyiz. Burası 200 yıldır halka kapalı bir alan ama biz bu alanı halka kapalı tutmaya kıyamadık. Dünyada hiçbir yerde olmayan bir buluş yaptık ve tüm acentelere, gemi firmalarına tanıttık. Terminali yeraltına alarak üst tarafı halka açtık. Bu çalışmanın dünyada bundan sonra inşa edilecek limanlara örnek olması bekleniyor. 1.7 milyar dolarlık bir maliyete girdik ama İstanbul böyle bir yere layıktı. Galataport’un da gemicilikte önemli bir rota olması bekleniyor. İlk gemi limana 5 Nisan 2020’de yanaşacak. Gemiciler bizden daha çok heyecanlı. 2021’de 171 gemi rezervasyonumuz var. Dünyanın en önemli gemi firmaları buraya ana liman olarak gelecek ve bu da turizm olarak şehre çok büyük katkı sağlayacak. İlk gemi Nisan’da yanaştıktan sonra insanlar ise mayıs sonunda alana giriş yapmış olacak. Otel içinse biraz daha zaman gerekiyor” dedi.

“Karaköy’e bir yaşam alanı yapıyoruz…”

Galataport İş Geliştirme, Pazarlama, Kiralama GM Yardımcısı İrem Yücel Kaymak: “Burası bir semt. Karaköy zaten şehirde insanların kendilerini iyi hissettiği bir yer ve biz Galataport’u da Karaköy’le bütünleştirmek istiyoruz. Tarihi yarımada ve Beyoğlu bölgesini düşünürsek, Galataport yapbozun kayıp bir parçası gibiydi ve biz yapbozu tamamlıyoruz. Biz bir semt projesi yapıyoruz ve tüm konsept geliştirme aşamalarında da buna özen gösterdik. Gemi sadece limana değil, Karaköy’e, bir yaşam alanına yanaşıyor. Yıllık 1.5 milyon kruvaziyer yolcusu ve mürettebat ağırlamayı bekliyoruz; ama 7 milyon civarında bir turist beklentimiz de var. Genel beklenti de 25 milyon insan… Kültürel beslenme kaynaklarına katma değer sağlamak istiyoruz. Tarihi binalarda süren restorasyonlarımızın yanı sıra; İstanbul Modern 1.5 yıl sonra eski yerine geri dönecek ve dünyaca ünlü müze mimarı Renzo Piano tarafından tasarlanan bir müze olmuş olacak. Aynı zamanda İstanbul Resim&Heykel Müzesi de bünyemizde olacak. İstanbul’un ilk müze meydanını oluşturmuş olacağız” dedi.

Önlenemeyen güç Çin…

Perakende Günleri kapsamında Türkiye’ye gelen Sinolog Pascal Coppens ilgi çekici bir konuşma yaparak İnovasyon Savaşları’nı anlattı. Sinolog Pascal Coppens şu şekilde konuştu: “Sizi, 28 yıl öncesine 1991’e götürmek istiyorum. O zaman Çin’e gittim ve Çin’in her tarafını dolaştım. Çin’e âşık oldum; ama onun da ötesinde Çinlilere âşık oldum. Tutkulu, dayanıklı, çalışkan ve kararlılar. Çok daha iyi bir hayat için hayal kurup asla vazgeçmiyorlar. 2000’lerde dijital ekonomi canlandı ve Çin’in yarısı mobil ödeme yöntemlerini kullanmaya başladılar. Hayatında hiç para görmemiş bir kadın, barkodunu okutarak çikolata alıyordu. Artık, Alibaba ve ChatPay gibi sistemleri kullanarak ülkenin her yerinde ödeme yapabiliyorsunuz. Çin artık nakitsiz bir ülke haline geldi. Ama dilenciler nakit para ister. Pekin’de dilencilerin QR kodu var. Toplumun en alt kısmı bile dijitale geçiş yapmış. 1993’te 750 milyon insan yoksulluk sınırının altındaydı. Günlük 2 dolara çalışıyordu. Bugün bu sayı 39 milyona düştü. Hükümetin tahminlerine göre bu sayı 2-3 yıla sıfıra düşecek. Çin gerçekten dünyaya 2008 Pekin Olimpiyatları ile açıldı. Her şey o gün değişti. Geleceği öngörmek için Çin’e bakmak gerekiyor. Alibaba’nın yarattığı Single’s Day var. Çılgın bir e-ticaret alışveriş festivali gibi. Alibaba bu festivalde 24 saat içinde 38 milyar dolarlık bir satış yaptı. Satışların %90’ı ise cep telefonu üstünden gerçekleşti. Satılan ürünler 1.3 milyar koliye denk geliyor. Sevkiyat 1 ay içerisinde tüm Çin’e dağıtıldı. Bu miktarda koli Belçika’da dağıtılsa, son teslimatı alan kişi kolisini 14 yıl sonra alırdı.

Çin teknoloji konusunda çığır açıyor…

Sinolog Pascal Coppens: “İnovasyon yapabilmek için ‘yetenek ve teknoloji’ en kritik iki nokta. Çin bu iki konuda da çok iyi. Her yıl 8 milyon kişi Çin’de üniversitelerden mezun oluyor. Bu 8 milyonun 5 milyonu mühendislik, bilim-teknoloji ve matematik mezunu. Son 5-6 yılda Çin yapay zekada, 5G’de, IOT’de, AR/VR’da ve robotik konularda sürekli teknoloji şirketleri kuruyor. Çin’de diğer ülkelerden çok daha fazla veri var. Çin’in kendi teknoloji şirketleri Batılı şirketlerden çok daha fazla veriye sahip. Onların çevrimdışı dünyadan iş birlikçileri var ve onlarla verileri paylaşıyorlar. En iyi algoritmalar bu nedenle oradan gelecek. Çin’de kullanılan algoritmalar müşterinin ne almak istediğini kestirebiliyor. Hoparlörler ile herkesi dinliyorlar. Batı’da bu konuda büyük bir tartışma var ama Çin’de öyle bir dert yok. Bu dinlenmeyi kabul ediyorsanız müşteri deneyiminiz daha da güzelleşecek. Şirketlerin pazarlamacıları ileride mühendisler olmak zorunda olacak” dedi.

Çin çok etkili bir şekilde geliyor…

Metro Türkiye Genel Müdürü Boris Minialai: “Perakende dünyasındaki en iyi bilgileri ve yenilikleri paylaşma fırsatı bulacağımız bu etkinlikte yer almaktan büyük mutluluk duyuyorum. İki gündür perakende dünyasının nasıl değiştiğini anlatıp duruyoruz. Çin, çok etkili bir şekilde geliyor. Metro olarak yüz binlerce küçük ve orta büyüklükte şirketlere hizmet veriyoruz. Ev dışında yapılan tüketim bizim için çok önemli. Dünyanın her yerinde ev dışı tüketim artıyor; Çin, Hindistan, Türkiye ve ABD ev dışı tüketimde başı çeken ülkeler. Metro olarak daha yerel tatlara ulaşmak istiyoruz. Sadece yemek değil deneyim yaşamak istiyoruz. Ev dışı tüketim sektöründe varlıklarıyla Türkiye’nin çok önemli bir konumda olduğunu düşünüyorum. Yerel kimlik çok güçlü Türkiye’de. Topraklarımız gerçekten çok verimli. Hem kalite hem de miktar olarak en fazla ve en güzel ürünler bizden çıkıyor. Kültürel mirasa çok önem veriyoruz. Türk mutfağı Osmanlı öncesinde de devam eden bir mutfaktı. Mutfak geleneğini en önemli unsurlarından biri ise sokak lezzetleri İstanbul sokaklarını nohut-pilav ya da balık-ekmek olmadan düşünülemez. Beşiktaş’ta Çarşı’da yaşıyorum. Her gün harika bir kokoreççiye gidiyorum. Önünde kuyruklar oluyor” dedi.

Sokak yemeğinin kraliçesi Jay Fai Türkiye’de…

Jay Fai’nin Türkiye’ye gelmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Metro Türkiye Genel Müdürü Boris Minialai sözlerini şu şekilde sürdürdü: “74 yaşında bir yemek satıcısı var. Anneannemiz olabilir aslında. Tayland’da en popüler restoranlardan birini işletiyor. 1980’lerde başladı. Annesinin tariflerini kullanıyordu. Tariflerin üzerinde biraz oynadı ve işletmesini deniz mahsulleri restoranına çevirdi. Çok da talepkâr kendisi, en iyi yerel malzemeleri bulmak için Tayland’ın dört bir yanına gidiyor. En iyi yengeç omletini yapıyor. 2017’de bildiğiniz gibi Michelin Yıldızı veren komite kendisine 1 Michelin Yıldızı verdi. Dünyada Michelin yıldızına sahip 3 sokak satıcısından biri. Kadın da çok şaşırdı. Ama, O yıldızı aldıktan sonra o küçük restoran o kadar meşhur oldu ki kızı işinden ayrılıp annesine yardımcı olmaya başladı. Kuyruk oluştu ve istemese de rezervasyon sistemi başladı. Ve Tayland’dan ikinci kez yurt dışına çıkıyor o da Türkiye oldu. Jay Fai’yi ağırlamaktan onur duyuyoruz.”

Jay Fai: “Ben işimi anne ve babamdan öğrendim. Onlar da sokakta yemek pişiriyorlardı. Küçük bir aile işiydi. Ben de yemek taşıyıcılığı yaparak başladım. Öncesinde terziydim aslında. Terzilik yaparken çok büyük bir kriz yaşadım. Evim yandı. Sigortalı olmadığı için her şeyimi kaybettim. Ne param ne eşyam, hiçbir şeyim kalmadı. Elimde tek kalan şey ise annemin yemek sattığı araçtı. Sonrasında da yemek satmaya karar verdim. Beni tanıyanlar bir terzinin birden aşçı olamayacağını düşündüler. Ben de kendi kendime kim ne derse desin. ‘Onların haksız olduğunu kanıtlayacağım!’ dedim. 40 yıldan fazladır yemek pişiriyorum. Yengeç omleti annemden öğrendiğim bir tarif değil, geleneksel Bangkok yemeği de değil. Kendim geliştirdim. Bir Japon’un omlet yapımı izledim. Sonra düşündüm; bunu Thai omleti ile birleştirebilirim. Defalarca denedikten sonra istediğim tarife ulaştım. Michelin yıldızı sonrasında hayatım tam olarak değişti. Ancak ondan öncesinde de Bangkok’ta bilinen bir restorandım. Yıldız öncesi kuyruk olmadan restoranda yemek yemek kolaydı. Ancak fiyatlar sokak yiyeceği olmasına rağmen yüksek; çünkü en iyi ve en güzel malzemelerle yapıyorum. Bu nedenle de Michelin yıldızı aldım. Yengeç omletin fiyatı 100 Euro’dan fazla. Deneyim yaşamak için gidilebilecek bir restoran. Yemekteki yengeç Tayland’da alınabilecek en lezzetli yengeç. Bir başkası alamıyor o yengeci, çünkü satıcı bu ürünü Jay Fai için saklıyor. Buraya gelmek içinde restoranımı kapattım. Çünkü bütün yemekleri kendim pişiriyorum” dedi.

Yorum Yap