Beton Köyün İnsanları

  • 3 Eyl 2026

Gelişmiş ve medeni bir yaşam kuran ülkeleri incelediğimizde, değişim ve dönüşüm genelde yüzyılları bulmuş. Türkiye’de öyle olmadı ama. Biz de dönüşüm, tıpkı hızlandırılmış bir film gibi gerçekleşti.



Düşünsenize, birkaç kuşak önce nüfusumuzun büyük çoğunluğu köylerde, toprağa dayalı bir şekilde yaşıyordu. Sonra göz açıp kapayana kadar kendimizi beton binaların, gürültülü caddelerin, asansör kuyruklarının ortasında bulduk. Sanki köyden şehire fırlatıldık.

Ama mekânı değiştirmek başka, zihniyeti değiştirmek başka. Fiziksel olarak şehirliyiz, tamam. Peki ruhumuz? O hâlâ geniş bahçeli, harman kasırgalı köylerde takılı kaldı. Şehir dediğin şey, belli bir ortak yaşama kültürü ister; nezaket ister, sınır bilinci ister. Bir sırada durmayı bilmen lazım. Kapalı bir yerde sesini ayarlamayı bilmen lazım. Duvarına vurduğun her çekiç darbesinin, aslında yan komşunun mahremiyetine girdiğini bilmen lazım. Biz ise köyün o doğal genişliğinden, duvarların arkasında başka hayatların sürdüğü bu dikey sıkışıklığa, elimizdeki aynı eski iletişim becerileriyle girdik. Şaşırmayalım yani.

Sonucu trafikte kornaya basılan o sabırsızlık, otobüste, metroda kişisel alana rahatsızlık veren o umursamazlıktır. Milyonluk dairelerin otoparkında hâlâ halı yıkamakta ısrar edenler…

İşte tam olarak bu, kent görünümlü koca bir köyde, köylü refleksiyle şehirli gibi yaşamaya çalışmanın sancısı. Mülkü satın alabiliyoruz da, o mülkün istediği şehirli bilincini bir türlü paket halinde edinemiyoruz. Lüks binanın kapalı otoparkı bir anda köy meydanına, metro vagonu köy otobüsüne dönüşüveriyor.

Yine de bu bir son değil, bir geçiş. Her hızlı değişimin faturasını ilk kuşaklar öder. O sıkışmışlığın, o kabalığın gürültüsünü en çok onlar duyar. Şehirli olmak, oturduğun binanın kaç katlı olduğuyla ölçülmez. O binada yaşayanların birbirinin alanına duyduğu saygıyla ölçülür.

Toprağın genişliğinden betonun darlığına sıkışan ruhumuz, bir gün elbet öğrenecek. Dar mekânlarda birbirine çarpmadan yaşamayı, nezaketi bir zayıflık değil, bir arada var kalmanın sanatı olarak görmeyi öğrenecek. O gün gelene kadar, şehirde yaşamaya çalışan ama henüz şehre varamamış bir milletin o acı tatlı sert bocalayışına tanıklık etmeye devam edeceğiz. Hepimiz birlikte. Kioskla kalın. 

Yorum Yap

Yazarın Diğer İçerikleri

Bakışın Felci ve Ekranın Ötesindeki Dehşet Artık Neden Bizi Sarsmıyor?
Gürültü Çağında Derinlik Arayışı