Büyüyünce kaybettiğimiz şeyler

  • 6 Ağu 2018

BURAK GÖRAL/KİOSKLA SİNEMADA İZLEMEK İÇİN CHRISTOPHER ROBIN Disney ilk defa Winnie The Pooh karakterleriyle gerçek oyuncuları bir araya getirdiği bir filme imza atmış bu sene.



“Oyuncak Hikayesi 3”, “Ayı Paddington” ve “Muppet Show” gibi iyi filmlerden alınmış ilhamlarla oluşturulmuş önümüze gelen “Christopher Robin” filmi.

Christopher Robin yatılı okula gönderildiğinde hayali arkadaşlarını ve Yüz Hektar Ormanı’nı istemeyerek de olsa terketmiştir. Aradan yıllar geçmiş, Christopher bir yetişkin olarak Winslow bavul şirketinde orta kademeli bir yönetici olarak çalışmaktadır. Ama elbette çocuk filmi klişelerinin tipik baba karakterlerinden biri olarak, sürekli çalışmakta ve küçük kızıyla karısını biraz ihmal etmektedir. Bu durumun düzelmesi ve Christopher’ın içindeki çocuğu yeniden hatırlaması elbette Winnie ve arkadaşlarının gerçek hayata geçiş yapmalarıyla mümkün olacaktır…

Çocuklarıyla çok film izleyenlerdenseniz bu hikayede çok da yeni bir durum yok. Usta işi filmler çekmiş bir yönetmen olsa da Marc Forster’ın Yüz Hektar Ormanı’nı Winnie The Pooh kitapları ve filmlerindeki kadar güzel gösterebildiğini söylemek güç. Christopher çok önemli evraklarıyla birlikte onu ormana geri götürüyor ve ormanda yaşadıkları da öyle büyük maceralar olamıyor. Çünkü senaryo dramatik zirveyi ve tüm önemli mesajlarını, dört sevimli kahramanın bu evrakları Londra’ya geri götürme sahnelerine saklıyor. Burada da film ister istemez bu tip animasyon ve filmlerin bildik klişelerine saplanıyor: Bir tutam hayali karakter büyük şehirde illa ki bir araba takip sahnesinin de yaşandığı bir karmaşanın içinde kalırlar…

Oysa Winnie The Pooh filmleri dingin ve fazla gürültü patırtı içermeyen olay örügüsünde yine de keyifli, komik ve sevimli olabilen öykülerden oluşur. Onun bu özelliği, onu günümüz hızlı animasyon maceralarından ayıran alametifarikasıdır.

Yine de başarıyla hareketlendirilmiş, her biri başka insani özellikleri simgeleyen tatlı peluş hayvanları, Ewan McGregor’un son derece sempatik bir performansla canlandırdığı Christopher Robin’in yetişkin halini izlemek belli oranda keyifli. Defalarca farklı hikayelerle izlemiş olsak da mesajı da son derece anlamlı ve önemli. Ama daha farklı bir film bekliyordum ben kendi adıma…

 

EVDE İZLEMEK İÇİN

 

ADALET BİRLİĞİ

Justice League

 

“Batman v Superman”in bittiği yerden başlıyor “Adalet Birliği”. Dünya Superman’siz daha umutsuz. Bir şansları vardı, ama onu da yitirmişlerdir. Onun yokluğu hem dünya içindeki suçluları hem de dünya dışı tehditleri daha çok cesaretlendirmiştir. Superman’in yokluğundan biraz da kendisini sorumlu tutan Bruce Wayne vicdanıyla hesaplaşmaktadır ve keşfettiği bazı özel yetenekli insanlara ulaşıp bir ekip oluşturmaya çalışır. Çünkü dünya dışından gelen yeni bir süper kötü mahluk Steppenwolf, “Yüzüklerin Efendisi”ndeki yüzükler gibi özel güçleri olan birtakım kutuları teker teker bulup dünyayı cehenneme çevirme gayretindedir.

Ancak şöyle bir problem var: “Batman v Superman”de fotoğraf kareleri, ya da küçük video görüntüleriyle bize tanıtılan Aquaman ile Flash ve ilk kez bu filmde varlığından haberdar olduğumuz Cyborg karakterleriyle bir ekip oluşturuyor Batman. Bu üç yeni karakter öyle apar topar tanıtılıyorlar ki onları sevmeye bile pek zamanımız olmuyor.

Batman ve Wonder Woman ekibin lokomotifi işlevini görüyorlar. Elbette en son öldüğünü gördüğümüz Superman’in birliğe dahil oluşu belli bir heyecan yaratmıyor değil. Nitekim “Adalet Birliği”ni basbayağı kötü bir film olmaktan kurtaran tek bir hamle varsa o da Superman’in dönüşüdür.

Ama hikaye en başta iyi başlasa da ilerledikçe sallanıyor doğrusu. “Yenilmezler”den sonra böyle bol süperkahramanlı bir filmi daha önce hiç yapılmamış fikirlerle donatmak da artık kolay değil elbette. “Yenilmezler”in ergen kahramanı Örümcek-Adam varsa “Adalet Birliği”ninki de Flash olsun denmiş mesela. Ancak yine de hedeflenen mizah düzeyine pek ulaşılamamış. Bruce Wayne’in ekibin Tony Stark’ı (Iron Man) gibi bir çizgiye çekilmesi biraz zorlama duruyor. Onun süper güçlerinin olmayışı ve dünyevi zenginliği espri malzemesi yapılmaya çalışılıyor sık sık ama aynı etkiyi yaratamıyor. Çünkü Bruce Wayne, Tony Stark gibi bir karakter değil.

Yine de “Adalet Birliği” için son tahlilde iki saatinizi eğlenceli geçirmenizi sağlayan, seyirlik bir süperkahraman filmi denilebilir. Henry Cavill önceki iki Superman’li filme göre “Adalet Birliği”nde daha çok sevdiriyor kendisini. Burada Batman kostümünde hiç de fena durmayan Ben Affleck’e karşı senaryodan da gelen bir avantajı var. Gal Gadot ise Wonder Woman kostümünde yine çok güzel ve göründüğü her sahnede bütün ilgiyi kendi üzerine çekmekte başarılı…

 

 

 

 

 

 

ÇOCUKLARLA İZLEMEK İÇİN

 

WINNIE THE POOH

Yazarı A.A. Milne tarafından ilk kez 1926’da kitap olarak yayımlanan maceralarıyla tanınan Winnie-The-Pooh ya da “Ayı Pooh” özellikle Disney’in adaptasyonları sayesinde okul öncesi çocukların gözde kahramanlarından birine dönüşmüştü. Milne oğlu Christopher’a hediye ettiği peluş oyuncaklardan ilham alarak Winnie ve arkadaşlarını yaratmış. Ana hikaye biraz şizofren aslında; peluş ama canlı hayvanlar olan bal delisi ayı Winnie, korkak domuzcuk Piglet, sürekli zıplayan kaplan Tigger, mutsuz eşek Eeyore, kanguru anne Kanga ve oğlu Roo aslında Christopher Robin adlı bir çocuğun zihninde yarattığı Yüz Hektar Ormanı’nın hayali sakinleridirler.

Winnie-The-Pooh’nun hikayelerinin tümü oldukça pozitif mesajlar içeren gerçekten de öğretici ve yer yer de eğlenceli hikayelerdir. Tempoları biraz düşüktür bu hikayelerin. Yani öyle göz ve zihin yoran çok hızlı maceralar yoktur. Disney’in Winnie’ye ait televizyon, ev sineması ve sinema uyarlamaları göz ve beyin dostudur. Yumuşak hatlar ve pastel renklerle yapılmışlardır.

Winnie-The-Pooh ve arkadaşlarını konu alan pek çok film yapıldı Disney tarafından. Ama 2011 yapımı bu film yaratıcılık anlamında en iyilerinden biri.

Winnie ve arkadaşlarının özellikleri, günümüzde dahi bir sürü insanı ve hatta çocuk tipini temsil etmekte. Bu filmde de Christopher Robin’in bir notunu tümüyle yanlış yorumlayan kahramanlarımız bir sürü karışıklığa neden olurlar. Takibinin çok kolay olduğu basit ve çok sevimli bir film bu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

OKUMAK İÇİN

 

MÜREBBİYE

Stefan Zweig

Stefan Zweig teknik anlamda çok iyi bir öykücü sayılmayabilir belki. Öykülerinin yapıları genelde birbirlerini andırır. Bu yüzden çok sevseniz de bir süre sonra kafanızda hepsi birbirine karışabilir. Çünkü Avrupa’nın bir yerindeki bir otelde bir adam orada kalan başka bir adama anlatır sürekli hikayeleri.. Bu yüzden geçtiğimiz yıllarda izlediğimiz Wes Anderson filmi “The Grand Budapest Otel”in müşterileri arasında geçer…

Zwieg’ın hikayeleri olağanüstü buluşlar içermez ama şahane yazılmış trajik karakterlerle doludur. Yazar onların iç dünyalarını bize öylesine güzel açar ki, onlarla yakınlaşmakta hiç bir zorluk yaşamayız. “Satranç”, “Amok Koşucusu”, “Bir Kadının Yaşamından 24 Saat” gibi klasik hikayelerinin yeri doldurulamaz açıkçası.

İş Bankası Yayınları’nın güzel kapaklar eşliğinde çıkardığı Zweig kitaplarına en son katılan “Mürebbiye”de de yazarın dört tane kısa öyküsü bulunmakta. Kitaba adını veren “Mürebbiye”, iki kız çocuğunun mürebbiyelerinin mutsuz halini kendi dünyalarına göre anlamaya çalışmalarını anlatırken, “Yaz Novellası” yukarıda da değindiğim gibi bir adamın başka bir adama anlattığı bir mektuplaşma hikayesi. Ama bu mektuplaşma genç bir kızın gururuyla oynayan bir adamın hikayesine dönüşüyor bir süre sonra. “Geç Ödenen Borç” ise acıklı bir hikaye. Genç bir kadının, ilk gençlik yıllarında aşık olduğu aşık olduğu oyuncuyu yıllar sonra düşkün bir sarhoş olarak gördüğünde ona yakınlaşma çabasını konu alıyor. Son hikaye “Kadın ve Yeryüzü” ise bir adamın aşık olma hissini anlatan son derece şiirsel bir hikaye.

Zweig’ın hikayeleri ‘empati’ duygusunun çok güçlü olduğu hikayelerdir. “Mürebbiye” bu hikayelerden dört tanesini bir araya getiren güzel bir Zweig derlemesi. (Türkiye İş Bankası Yayınları, 83 sayfa)

Yorum Yap

Yazarın Diğer İçerikleri

Av İle Avcı Dost Olunca
Predator: AVCI GÜÇLENDİ
Çocuklarla Süper Kahramanlık
Tom Cruise ile nefes nefese
Abba ilacımız geldi!
“Zor Ölüm” taklidi bir gişe eğlencesi: Gökdelen
En küçük süper kahraman: Ant-Man
Yeter ki oyunsuz olmasın hayat!
Gelinlerin savaşı
Deadpool’da biraz ehlileşme var!
Kadınlar ve Elmaslar
Bu bir aşk hikayesi değil!
Dinazorlu felaket filmi
BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU
Bir çıkış yolu aramak…
Han Solo gençken daha mı ciddiymiş?
Makineleşen İnsan Mı; İnsanlaşan Makine Mi?
3 Film 3 Kitap
BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU
BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU