Dinazorlu felaket filmi

  • 8 Haz 2018

BURAK GÖRAL/ KİOSKLA Bitmesine bir türlü izin verilmeyen serilerden biri olan “Jurassic Park” beşinci filmiyle ilerlemeye devam ediyor.



Steven Spielberg’in 1993 yapımı ilk “Jurassic Park” filmi ses teknolojisinde ve görsel efektlerde son derece yenilikçi bir filmdi. İlk defa beyazperdede bu kadar inandırıcı dinozor görüntüleri elde edilmişti. Yani filmde yeniden üretilen dinozorlar sanki gerçekten de “yeniden üretilmiş”lerdi. Yeniden üretilen dinozorları sergilendiği park ‘tanrıcılık’ oynayan insanların hırslarının yolaçtığı bir dizi olay yüzünden heyecanlı bir ölüm kalım mücadelesi başlıyordu. Bu ilk “Jurassic Park” filminde iki farklı tipteki kahramanı takip ediyorduk. Çocuklarla anlaşamayan ve biraz daha ciddi bir Indiana Jones profili çizen Grant ile bencil ama eğlenceli matematikçi Malcolm, onları canlandıran oyuncuların da katkılarıyla kendilerini takip etmeye çağıran karakterler olmuşlardı.

Birini Spielberg’in çekmesine rağmen, ilk filmden daha iyi olmayan iki devam filmi daha izledik sonra. 2015’te Spielberg’in yapımcısı olduğu “Jurassic World” dinozor gerilimlerine alışmış seyirciye fazla yeni bir malzeme sunamıyor, sadece yeni kahramanlarla ilk filmi tekrar ediyor duygusu yaratıyordu.

Aslında bu ilk filmde de vardı genetiğiyle oynanmış, zorla üretilmiş yeni model bir dinozor olan ‘indominus rex’. Filmin getirdiği tek açılım bu “Frankenstein” dokunuşuydu yani. Yeğenlerini korumaya çalışan işkolik genç kadın Claire ve maceraperest kahraman erkek Owen’ın kontrolden çıkan parktaki mücadelesi belli oranda iyi bir seyirlik sunmuştu yine. Üç yıl sonra gelen devam filminde yine aynı insanlığın genetikle oynama merakı ateşleyici tema olmuş. Parkta yaşanan kargaşadan sonra adadaki yanardağın harekete geçmeye başladığı Nubar Adası’nda bırakılan ‘sonradan yaratılmış’ dinozorların kurtarılması ya da kendi kaderlerine terkedilmesi paradoksu yaşayan medya ve bürokratların nihai kararı onların zaten sonradan yaratılmış canlılar oldukları için ölüme terkedilmeleridir. Ama zengin işadamı Lockwood, bazı ender türlerin korumak adına onların adadan transfer edilmeleri için bir ekip kurar. Bu ekipte Claire ve Owen da vardır. Ancak ekipte Lockwood’un iyi niyetli yaklaşımını suistimal eden insanlar da çıkacak ve yeni bir karmaşaya yol açacaklardır elbette

Dar bir alana sıkışan hikaye
“Yıkılmış Krallık” aslında iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde adadan yapılan transfer sırasında yaşananlar, ikinci bölümde de transfer edilen dinozorların bir mezat için getirildiği Lockwood malikanesinde yaşattıkları kaos. Açıkçası hikaye giderek kapalı bir mekana doğru sürüklendikçe başlangıçtaki tempo ve seyir keyfi de azalıyor.
Elbette ilk Jurassic Park filminden, yani 1993’ten bu yana gişe sinemasının aldığı yol çok başka bir noktaya geldi. Süper kahraman filmleri, parçalanan betonlardan geçilmeyen Transformers ve felaket filmleri, böylesi eski hikaye yapılarını genç seyircilerin gözünde demode haline de getirmedi değil. Eski gişe filmli kalıplarını kullanan bu tip filmlerdeyse yine genç kitlenin bir an önce aksiyona dahil olabilmesi için, karakterlerle hiç uğraşmıyorlar. Onları hemen ana hatlarıyla ortaya koyup aksiyonun içine atıyorlar. Önceki filmde olduğu gibi Claire ve Owen karakterlerinin takip edilebilir cazibeleri sadece ilk görüntülerinden ve onları canlandıran oyunculardan kaynaklı, kişilik olarak hiçbir parlak özellkleri yok.
Ama bu tip bir yüzeyselliğe çok takılmazsak, ayakları çok fazla yere basan bir gişe filmi beklentimiz de yoksa kötü adamı öldürmeden önce seyirciye göz kırpan dinozora gülebilir, Owen’ın yaramaz çocuk tavırları da bir parça hoşumuza gidebilir. Claire düz bir karakter ama Bryce Dallas Howard da sevimli bir kadın. O karakteri izlenebilir hale de en çok onun sempatisi getiriyor doğrusu. Dinozor tasarımları ise her zamankinden daha başarılı elbette ve son derece kanlı canlı oldukları konusunda da çok ikna edici gerçekten…
Özellikle de korku/gerilim sinemasının iyi örneklerinden biri olan “Yetimhane”nin İspanyol yönetmeni J.A. Bayona’nın performansında eksik pek bir şey de yok. Sorun artık seyircinin bu tip gişe filmleri kalıplarıyla kurduğu bağın hâlâ ne kadar diri olup olmadığıyla ilgili aslında.

3 yıldız
Jurassic World: Yıkılmış Krallık
Jurassic World: Fallen Kingdom
Yönetmen: J.A Bayona
Senaryo: Colin Trevorrow, Derek Connolly
Oyuncular: Chris Pratt, Bryce Dallas Howard, Ted Levine
128 dakika

ÖLENLE ÖLÜNEBİLİYOR BAZEN!

Korku filmleri hiçbir zaman popülerliğini yitirmeyen film türleridir. Eğer çok kötü çekilmiş filmler olmazlarsa hepsi kendi müşterileriyle bir şekilde buluşur. Her sene de en az bir tanesi diğerlerinin önüne çıkarak duyurulur. “Son yılların en korkunç filmi”, “bu yılın en korkutan filmi”, “yeni kuşağın bilmemnesi” cümleleriyle önümüze servis edilirler. Her zaman da işe yarar bu stratejiler. Ortalamanın biraz üzerindeyse, iyi bir yönetmenlik ve biraz da parlak bir fikir barındırıyorsa büyük beklentiler yaratıyor ve bir ‘hurra’ etkisiyle geliyor sinemalarımıza.

Geçtiğimiz yıl “Kapan” (Get Out), bu sene de “Sessiz Bir Yer” (A Quiet Place) ve bu hafta vizyona giren “Ayin” (Hereditary) filmleri için de böyle rüzgarlar estirildi. Elbette bu filmler boş çıkmıyorlar genellikle. “Ayin”de de şahane bir tasarım becerisi eşlik ediyor hikayeye.
Baskın karakterdeki annesinin tahakkümü altında büyümüş olan bir Annie ve ailesiyle tanışıyoruz en başta. Annie’nin ergen bir oğlu, 12-13 yaşlarında da bir kızı vardır. Anlayışlı ve naif kocasıyla birlikte dört kişilik bir aile oluşturuyorlar. Aile üzerinde ciddi bir etkisi olan anneannenin ölümü hepsini sarsmış. Annie’nin annesinin ölümüyle yaşadığı ağır travma, daha acı ve beklenmedik bir kayıpla katmerlenir. Olaylar giderek esrarengiz bir şekilde gelişir ve bambaşka beklenmedik bir noktaya varır.

“Ayin”in sürprizlerini açık etmeden niteliğiyle ilgili bir şeyler söylemek zor olsa da filmin iki bölümden oluştuğunu ve özellikle ilk bölümün tasarım anlamında kusursuz olduğunu belirtmek gerek. Özellikle de Annie üzerinden ilerleyen hikaye büyük kayıplarla yaşayabilmenin, çok büyük acılara rağmen hayata bağlı kalabilmenin zorluğunu bir psikolojik gerilim filmi atmosferiyle anlatıyor. Ailenin ani bir ölümle sarsılışı, Annie’nin anneliğini, annesinden kalan yaralarıyla birlikte sorgulamaya girişmesi, yas tutma sürecini aklını koruyarak atlatma çabası ve ergen oğluyla yaşadığı gerginlik çok güçlü bir sinemayla aktarılıyor. Annie’nin minyatür maket ürünleri yapan bir sanatçı olması da, ışık kullanımından mizansenlerine kadar, sahnelerin son derece yaratıcı tasarımlarla oluşturulmasına ilham kaynaklığı yapmış. Bazı sahne geçişleri özellikle çok şık halledilmiş.
İlk uzun metrajında yönetmen Ari Aster etkileyici bir görsel yapı oluşturmayı başarmış.,

Özellikle yukarıda özetlediğim ilk yarıda Nicolas Roeg’un korku sinemasının çok önemli filmlerinden biri olan “Don’t Look Now”ı (1973) hatırlatırken ikinci yarısı en çok Roman Polanski’nin “Rosemary’nin Bebeği”ni (Rosemary’s Baby, 1968) hatta daha yenilerden “İskelet Anahtar”ı (Skeleton Key, 2005) bile aklımıza getiriyor. Yönetmenin görsel başarısına söylenecek hiçbir şey yok, ancak ilk kısımla ikinci kısım arasındaki hikayesel ton farkı benim gibi ilk kısma hayran kalanların hayranlığının bir parça düşmesine sebep olacaktır. Çünkü bu kısım ilk bölümün çarpıcı gerçekliğini, hayatın şok edici ve üzücü vakalarıyla başetme sancısını başka bir metafiziksel alana kaydırıyor, adının çağrıştırdığı gibi bir tarikat korkusuna rotayı kırıyor. Özellikle finale yaklaştıkça bazı korku numaralarını yinelemeye de başlıyor Aster.

Ama yine de Toni Collette ve Gabriel Byrne gibi iki tecrübeli oyuncunun keyif kattığı, son derece sıçratıcı bir kaç numara barındıran, çok iyi tasarlanmış birçok gergin sahnesi ve özellikle ilk yarıdaki psikolojik açılımlarıyla akılda kalıcı bir film “Ayin”. Yönetmenin sonraki filmlerini de merak ettiriyor kesinlikle…

3,5 yıldız
Ayin
Hereditary
Yönetmen: Ari Aster
Senaryo: Ari Aster
Oyuncular: Toni Collette, Gabriel Byrne, Milly Shapiro,
127 dakika

Yorum Yap

Yazarın Diğer İçerikleri

Av İle Avcı Dost Olunca
Predator: AVCI GÜÇLENDİ
Çocuklarla Süper Kahramanlık
Büyüyünce kaybettiğimiz şeyler
Tom Cruise ile nefes nefese
Abba ilacımız geldi!
“Zor Ölüm” taklidi bir gişe eğlencesi: Gökdelen
En küçük süper kahraman: Ant-Man
Yeter ki oyunsuz olmasın hayat!
Gelinlerin savaşı
Deadpool’da biraz ehlileşme var!
Kadınlar ve Elmaslar
Bu bir aşk hikayesi değil!
BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU
Bir çıkış yolu aramak…
Han Solo gençken daha mı ciddiymiş?
Makineleşen İnsan Mı; İnsanlaşan Makine Mi?
3 Film 3 Kitap
BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU
BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU