Güvenin Eşiğinde

  • 18 Eki 2026

İnsan hayatı, adına karar dediğimiz dönüm noktalarından oluşuyor. Bazıları sabah ne giyeceğimiz kadar sıradan, bazılarıysa bütün hayatımızın yönünü değiştirecek kadar büyük.



Asıl zor olan da o büyük kararların arifesinde durduğumuz anlardır. Çünkü bazen ne yapacağımızı bilmekten önce, kendimizi kime emanet edeceğimizi bilmeye ihtiyaç duyuyoruz.

Güven işte tam burada karşımıza çıkıyor.

Felsefeci İoanna Kuçuradi güven üzerine düşünürken önemli bir ayrıma dikkat çekiyor. Güven, maalesef yalnızca güvenilir bir insanın var olmasıyla kurulmuyor. Güven duyabilen bir insanın var olması da tek başına yetmiyor. İkisinin birbiriyle karşılaşması gerekiyor.

Karşımızdaki insan ne kadar dürüst, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, biz güvenmeye hazır değilsek arada bir şey eksik kalıyor. Çünkü güven, aynı zamanda kendimizi açabilme meselesidir de.

Diyelim ki bir akşam mutfak masasındayız. Çay çoktan soğumuş, buzdolabının uğultusundan başka bir ses yok. Karşımızda gençliğimizden beri tanıdığımız, evlenip çocuk büyüttüğümüz insan oturuyor. Önümüzde ise büyük bir karar var. Bu karar, taşınmak, iş değiştirmek gibi bir karar olabilir ve yıllardır yapılan birikimleri riske atmak gibi bir durumuda beraberinde getiriyor olabilir. Dışarıdan bakan biri aramızda bir sorun olduğunu düşünmeyebilir. Çünkü birlikte geçirilen onca yıl var. Oysa gelecek belirsizdir ve riskler vardır. Kaybetme korkusu vardır. Böyle zamanlarda insan kendi içine çekilir. Korktukça daha fazla düşünür, düşündükçe daha fazla şüphe eder. Bir süre sonra karşısındakinin söylediklerinden çok, kendi korkularını dinlemeye başlar.

Oysa karşımızdaki hâlâ aynı insandır. Değişen, onun niyeti değil, bizim korkularımızdır.

Kuçuradi’nin sözünü ettiği karşılaşma ise aynı evde yaşamak, aynı geçmişi paylaşmak, aynı sofraya oturmak demek değil. Birbirimizi gerçekten görebilmek demek.

Böylesi yol ayrımlarında, tam da hayatımızın en önemli kararını verirken, yanımızdaki insanın bize uzattığı eli göremiyoruz.

O el bazen tek bir cümledir. “Ben senin yanındayım.” ı hissetirecek bir cümledir, bir gülümseyiştir, bir dokunuştur. 

Bazen hiç bir şey söylenmez bile. Soğumuş çayın yanına bırakılan taze bir bardakta, omzumuza değip geçen bir elde, yıllardır bildiğimiz bir susuşta durur. Ama biz geleceğin korkusuna öylesine kapılmışızdır ki onu fark etmeyiz. Ve sonra karar vermeye çalışırız.

Oysa bazı kararların asıl sorusu “Ne yapmalıyım?” değildir.

“Bunu kiminle yapıyorum?”dur.

Çünkü hayatın büyük dönemeçlerinde insan yalnızca bir yol seçmez. Birlikte yürüyeceği insana da karar verir. Güven, bir kez kazanılıp ömür boyu saklanan bir şey değil. Hayat değiştikçe, yollar evrildikçe yeniden ve yeniden kurulması gerekiyor.

Sevmenin en zor taraflarından biri de bu olmalı. Her şey belirsizken bile karşısındakine “Ben daima buradayım” diyebilmek.

Mesele, hayatın bütün yollarını önceden bilmek değil. Bazen mesele, yolu bilmeden de yanımızdaki insanla yürüyebilecek kadar güvenebilmektir.

Kioskla kalın.

Yorum Yap

Yazarın Diğer İçerikleri

Beton Köyün İnsanları
Bakışın Felci ve Ekranın Ötesindeki Dehşet Artık Neden Bizi Sarsmıyor?
Gürültü Çağında Derinlik Arayışı