Yeter ki oyunsuz olmasın hayat!

  • 29 Haz 2018

BURAK GÖRAL/KİOSKLA SİNEMADA İZLEMEK İÇİN YAKALANDIN!



Wall Street Journal gazetesindeki bir muhabirin bir sigorta haberi sırasında yakaladığı bu hikayeye göre, çocukluklarından beri ebelemece oynamayı hiç bırakmamış bir grup yetişkin adam yaklaşık 30 yıldır her yılın mayıs ayında birbirlerini olmadık yerlerde yakalayıp ebeliyorlar. Yani ‘elim sende’ oynuyorlar.

Yapımcılar bu haberden neşeli bir komedi çıkarmayı başarmışlar ilk etapta. Elbette hikayeyi köpürtmek adına kimi ‘fantastik’ dokunuşlar da yapılmış. Oyunu oynayan adamlardan biri bu oyunda son derece ileri bir safhaya ulaşmış, senelerdir hiçbir şekilde ebelenmemiş Jerry;  şimdi mayıs ayında bir gün evlenmek durumunda. Arkadaşları bunu bir fırsat olarak görüp  onu bu düğün hazırlıkları sırasında en uygun zamanda ebelemek için harekete geçerler. Bundan sonrası bildiğimiz Hollywood şamatası…

Aslında bir yere kadar son derece eğlenceli ve hatta ‘oyun oynamayı bıraktığımız zaman hayat çok sıkıcı bir şey’ temasını güçlü bir şekilde ilerletiyor. Ancak Jerry’nin oyundaki ustalığı filmi de bir ajan komedisine döndürüyor sanki. Jerry’nin ebelenmemek adına yaptıkları giderek daha da absürtleşiyor ve bu sevimli oyun, çizgi film şiddetine, kıran kırana bir mücadeleye dönüşüyor. Bol bol hile yapılıp tuzaklar kuruluyor. Oysa gerçek hikayenin kendi masumiyeti ve naifliği çok daha tatlı. Finale doğru yapılan duygusal bir manevra da seyirciyi neşeyle çıktığı bu yolda hayatın gerçeklerine toslatıyor adeta.

“Yakalandın!”da da belli bir yere kadar benzer bir beceri gösterilse de bir süre sonra “Felekten Bir Gece” (The Hangover) serisiyle bir karışım elde etme telaşı öne çıkıyor. Kuyruk jeneriğinde bize gösterilen hikayenin gerçek kahramanlarının görüntülerindeki saflıktan uzaklaşılmasaydı daha akılda kalıcı bir film olabilirdi.

 

EVDE İZLEMEK İÇİN

SUYUN SESİ
The Shape of Water

1960’ların soğuk savaş ikliminde geçen filmde Amazon nehrinde bulunan ve insansı bir şekle sahip bir deniz canlısı Amerikalı yetkililer tarafından bir laboratuvara incelenmek üzere getirilir. Bazı üstün güçlere sahip bu yaratıktan sorumlu olan sadist ajan Richard, inceleme adı altında ona türlü işkenceler yapmaya başlar. Bu son derece sıkı güvenlik önlemleriyle korunan merkezde temizlikçi olarak çalışan iyi yürekli ve yalnız bir kadın olan Elisa da olan bitene şahit olmaktadır. Bir gün bu garip yaratıkla iletişime geçer ve hatta ona duygusal olarak da bağlanır. Olaylar Elisa’nın canlıyı laboratuvardan kaçırıp kendi evinde saklamaya karar vermesiyle giderek daha heyecanlı bir hale gelecektir.

Bu hikaye pek çok başka filmden seçilmiş karakter ve detayların bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş sanki. Mesela bu deniz yaratığı yine yönetmen Guillermo Del Toro’nun “Hellboy” filmlerinde de gördüğümüz Abe Sapien karakterinden (zaten aynı oyuncu canlandırıyor), Elisa da sanki “Amelie” filminden alınmış gibi. İkisi arasındaki ilişki “E.T.”deki dünyalı çocuk Elliot ile uzaylı çocuk E.T. arasındaki ilişkinin yetişkin versiyonu gibi. İkisi arasında yaşanan aşk “Güzel ve Çirkin”e ve “Notre Dame’ın Kamburu”na kadar götürüyor bizi. Filmin kötü adamı yönetmenin önceki filmlerinden “Pan’ın Labirenti”nin kötüsü kadar sadist.

Del Toro filmini yetişkinler için bir masal gibi kurgulamış ama politik olarak da müşterisi çok olan bir altmetini de içine gömmeyi ihmal etmemiş. Son yıllarda dünya politikasının seyri ile soğuk savaş yıllarının politik iklimi arasındaki benzeşmeye dikkat çekecek alegorik bir yapı kurmuş. Sonuçta beyaz bir emekçi kadın olan Elisa, siyah bir emekçi kadın arkadaşı, eşcinsel olduğu için yalnız yaşamaya itilmiş komşusu ve zaten tamamen bir yabancı olan deniz canlısıyla birlikte bir ‘dışarıdakiler’ kulübü oluşturup muktedirlere ve sisteme karşı duruyorlar. Bu da haliyle bu bozuk düzenin iyice politize ettiği seyircinin hoşuna gidiyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÇOCUKLARLA İZLEMEK İÇİN

CESUR

Brave

Merida adlı yoğun kıvırcık saçlı prenses, kraliçe annesinin kendisine uygun gördüğü evlilik ve kraliçelik geleceğine karşı çıkıyor. Annesini bu fikrinden inatçılığı, cesareti ya da kişiliğiyle vazgeçirmeye çalışmıyor ama çalışıyormuş gibi yapıyor… Normalde bu özellikleri taşıyan kahramanınızı öyle bir durumun içine sokarsınız ki kendini doğru ifade etsin ve kazanan kişi kendisi olsun…  Ama film bunun yerine daha çocuksu bir fantezinin peşine düşüyor. Merida bir büyücüye giderek annesinin fikrini değiştirmek istiyor… Ve hiç de inandırıcı olmayan bir takım yanlış anlamalarla (resmen oldu bittiye getiriliyor sahnede) kraliçe anne bir ayıya dönüşüyor! Merida’nın saçları ve ayının postu arasında Pixar animatörlerinin ne kadar zorlandıklarını, kafayı nasıl da çizdiklerini ve bundan da mazoşist bir zevk aldıklarını düşünebilirsiniz… Üstelik Vikingleri andıran klanların da bıyık ve sakallarını bu kıl enflasyonuna dahil edebilirsiniz…

Dolayısıyla film bir anda yanlış bir büyü yüzünden bir ayıya dönüşen annesini yeniden insanlaştırmaya çalışan çılgın bir kızın filmine dönüşüyor ki ortada ne gerçek anlamda bir düşman ya da rakip var, ne de kahramanın gittiği yolun, “amaç”la arasında takip ettiği doğrudan bir yol. Mesajı anne-kızın birbirlerinin kişiliklerine saygı duyarak uzlaşabilecekleri olabilir ancak.. Ama açıkçası bundan çok daha güçlü bir cümle bekliyordum filmden… Bu anlamda Disney’in “Karmakarışık” (Tangled) filmini çok daha başarılı bulduğumu söyleyebilirim… Orada da saç konusunda ciddi bir çalışma vardı üstelik! Dengeleri iyi tutturulmuş bir “anaerkil” toplumun ne kadar düzgün işleyebileceğini de araya sıkıştıran senaryo bu haliyle güçlü bir öykü sunamıyor bize.

Bazı korkutucu sahneleri olduğu için 8 yaşından büyük –özellikle kız çocukları için cazip bir anne-kız filmi olabilir. Kendisini hikayeye kaptıran izleyiciler bir renk cümbüşü sunuyor film.

 

 

OKUMAK İÇİN

BIR İKEA DOLABINDA MAHSUR KALAN HİNT FAKİRİ’NİN OLAĞANÜSTÜ YOLCULUĞU

Romain Puértolas

Bu hafta kısaca “Fakir” adıyla Türkçeleştirilen film uyarlaması gelen sinemalara gelen otuz altı ülkede yayımlanan, otuz üç dile çevrilen ve genç yazara çeşitli edebiyat ödülleri kazandıran “Bir Ikea Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakiri’nin Olağanüstü Yolculuğu” adlı popüler kitabı hatırlatmak istedim.

Bir dolandırıcı olan Racastan’lı Hint Fakiri Ajatashatru Lavash Patel, çivili bir yatak satın almak için, cebinde sahte bir yüz euroyla Paris’teki Ikea mağazasına gelir. Basit bir gidiş-dönüş yolculuğundan ibaret olacağını düşündüğü seyahati, Avrupa’nın dört bir yanına, hatta Kaddafi sonrası Libya’ya uzanan bir maceraya dönüşür. Çeşitli ulaşım araçlarıyla kat etmek zorunda kaldığı uzun yollar ve yollarda karşılaştığı “güzel ülkelere” ulaşmaya çalışan göçmenler, bu üçkâğıtçı ama bir yanıyla da saf Fakir’i kökten değiştirecek, hatta hayatına bambaşka bir yön verecektir.

İçerdiği tatlı mizah unsuruyla olduğu kadar, göçmenlik konusuna hassas ve vicdani yaklaşımıyla da çok beğeni topladı bu roman. Çok ses getiren ve yılın en çok okunan kitaplarından biri olan roman, 2014 yılının önemli yayıncılık olaylarından da biri olmuştu. (Can Yayınları, 240 sayfa)

 

 

Yorum Yap

Yazarın Diğer İçerikleri

3 FİLM 1 KİTAP
3 FİLM 1 KİTAP
3 FİLM 1 KİTAP
3 Film 3 Kitap
3 Film 3 Kitap
3 Film 3 Kitap
3 Film 3 Kitap
3 Film 3 Kitap
3 Film 3 Kitap
3 Film 3 Kitap
3 FİLM 3 KİTAP
3 Film 3 Kitap