3 Film 3 Kitap

  • 31 Eki 2016

3 FİLM, SENDEN ÖNCE BEN / ME BEFORE YOU, ZOOTROPOLİS: HAYVANLAR ŞEHRİ / ZOOTOPIA, HITLER’E SUİKAST / 13 MINUTESHITLER’E SUİKAST / 13 MINUTES, 3 KİTAP, SİNEMA KİTABI / THE MOVIE BOOK, CASUS / PAULO COELHO



3 FİLM

SENDEN ÖNCE BEN / ME BEFORE YOU

Aynı isimli popüler bir romandan uyarlanan “Senden Önce Ben”in hemen başında zengin, yakışıklı, hareketli, mutlu ve genç bir iş adamı olan Will bir kaza geçirir. Bu kaza omurgasında onarılamaz bir sakatlık oluşturur ve ona sevdiği kadını, geleceğini ve umutlarını da kaybettirir. Anne-babasıyla birlikte zengin malikanelerinde her türlü bakım eşliğinde yaşasa da mutlu değildir. Louisa ise yeni işsiz kalmış, güler yüzlü, sempatik ve yaşam enerjisiyle dolu bir genç kadındır. Will’in yeni bakıcısı olarak işe alınır. Ama aslında Will’in annesi tarafından, boynunun aşağısı tutmayan oğluna moral vermesi, onunla arkadaşlık etmesi için tutulmuştur daha çok. Will’in aksiliğine, intihara meyilli düşüncelerine ve Louisa’nın enerjik erkek arkadaşına rağmen aralarında bir yakınlaşma başlayacaktır tabi ki…

“Senden Önce Ben”in çok tipik bir hikayesi var. Yeşilçam’da da türlü versiyonlarını izlediğimiz bir hikaye bu. Bu tip hikayelerin temeli, aşkın fedakarlığı üzerinde inşa edilmektedir. Film bu temanın gereklerini ortalama bir sinemayla yerine getiriyor ama hikayenin erkeğinin çok zengin olmasından da artık sıkılmadık değil. Küçük ve yemyeşil bir İngiliz kentinde geçen hikayede zengin çocuk her türlü maddi imkana (bir şato ve özel uçak dahil) sahip olunca bir sürü sorun da sorun olmaktan çıkıyor. Karakterlerin samimiyeti zarar görüyor ister istemez.

Ama tam burada iki oyuncusunun da sempatisi ve birbirlerini tamamlayan kimyaları devreye giriyor. “Game of Thrones”daki Khaleesi karakteriyle milyonların sevgilisi olan Emilia Clarke aşırı güzel bir kadın değil belki, ama perdeden taşan çok pozitif bir enerjisi var. Dinamik bir performansla canlandırdığı Louisa karakteri onun bu özelliğini doğru ve iyi kullanabildiği bir alan açmış kendisine. Yer yer gülümseyerek bir parça da üzülerek izleyeceksiniz… (Yeni Film / Warner)

 

ZOOTROPOLİS: HAYVANLAR ŞEHRİ / ZOOTOPIA

Toplumlarda birilerinin diğerleri üzerine kurduğu ötekileştirmenin, ön yargılarla oluşan ayrımcılığın iyi niyet ve hoşgörüyle nasıl aşılabileceğini çocuklara tatlı bir polisiye hikayeyle anlatan parlak bir animasyon “Zootropolis”. Tüm ahalisini hayvanların oluşturduğu Zootropolis’te minik ve idealist bir tavşan olan Judy Hopp, şehirdeki düzeni sağlamayı amaçlayan bir polis memuru olmaya çalışır daha çocukken bile. Binbir emekle polis akademisinden mezun olup şehre atanınca, polisleri çaresiz duruma düşüren gizemli kayıp vakalarını araştırmaya başlar. En büyük yardımcısı en başta hiç gönüllü olmasa da dolandırıcılıkla geçinen tilki Nick olacaktır.

Filmin hikayesi çok çok özel bir hikaye değil açıkçası. Eddie Murphy’li ünlü polisiye film “48 Saat” ve benzeri polisiye komedilerin formülleri üzerine kurulan filmin can alıcı özellikleri iyi tasarlanmış mekanları, karakterleri ve esprili dünyası elbette. Finale doğru bir parça yavaşlıyor olsa da baştan sona her anlamda rengarenk bir film. Hikayesiyle de eğlenceli bir polisiye tatmini sağlıyor izleyicisine üstelik.

En çok güldüren sahnesi ise Motorlu Taşıtlar Bürosu’nda çalışan ‘tembel hayvanlar’ sahnesi. Kahramanlarımızın danıştığı ve son derece ağır hareket eden Şimşek karakteri filme etkili bir damga vuruyor. Animasyonları genellikle orijinal sesleriyle izlemeyi tercih etsem de özellikle Disney’in dublajlarının çok başarılı olduğu bir gerçek. Cem Yılmaz’ın Tilki Nick performansı gayet iyi. Hatta onun ilk animasyon performansı olan “Arı Filmi”ndekinden katbe başarılı.

(Yeni Film / Disney)

 

HITLER’E SUİKAST / 13 MINUTES

“Hitler’e Suikast”te ise diğer suikast girişimlerinden, belki de ilki, henüz II. Dünya Savaşı’nın arifesinde, bu adamın tüm dünyanın başına felaket olacağının farkına varan, sıradan bir marangozun zeki ve cesaretle dolu ama 13 dakikalık bir rastlantı sonucunda başarısızlıkla sonuçlanan suikast girişiminin hikayesi anlatılıyor.

Georg Elser, nüfusunun büyük kısmının çiftçilikle uğraştığı Berlin yakınlarındaki küçük bir Alman kasabasında marangozluk yapan kendi halinde, eğlenceli ve akıllı bir genç adamdır. I. Dünya Savaşı’nı kaybetmiş moralsiz Alman toplumu, şehirlisinden taşralısına kadar halkın büyük bir kesimi Nasyonel Sosyalist İşçi Partisi lideri Adolf Hitler’in ‘dik duruşu’ndan etkilenmiştir. Kasaba ahalisi de ikiye bölünmüştür. Bir kısmı daha şimdiden faşist eğilimler göstermeye başlamışken Elser’in de dahil olduğu diğer kısım Hitler’e güvenmiyordur. Ufak ufak şehrinden kasabasına kadar bütün Alman toplumunu etkisi altına almaya başlayan faşizmle, aşık olduğu kadının baskıcı ve dayakçı kocası, Elser’i harekete geçmeye zorlar adeta.

2004’de Hitler’in son günlerini anlatan Oscarlı “Çöküş” (Downfall) adlı filmiyle tüm dünyada ilgi gören Alman yönetmen Oliver Hirschbiegel’in bir kez daha Hitler’e yöneldiği filmi “Hitler’e Suikast” sonucunu bilmenize rağmen başından sonuna kendisini dikkatle izlememizi sağlayan başarılı bir yapıya sahip. Elsar’ın özel hayatına kimi dramatik dokunuşlarla müdahele edildiğini itiraf eden film bunu zaman zaman belli ediyor, ama hikayenin suikast kısmı taş gibi sağlam. Kimi işkence sahneleri de insanın yüreğine oturuyor. (Bir Film / Fabula)

 

3 KİTAP

SİNEMA KİTABI / THE MOVIE BOOK

Kahve sehpası kitapları vardır… Şık ciltli, büyük boy, kuşe kağıt baskılı, yazılardan çok resimleri bol olan kitaplar. Arasıra karıştırmalık, sehpanın üzerinde dekor olarak şıklık yaratan kitaplardır bunlar. Her konuda olabilirler; bahçecilik, yemek yapımı, resim sanatı ya da tabi ki sinema… Bazı büyük boy, ciltli sinema kitapları ciddiye alınacak yazılar barındırmazlar ama Alfa Yayınları’ndan çıkan ve aslen DK Publishing’in “Basit Açıklanan Büyük Fikirler” serisine ait olan “Sinema Kitabı” onlardan biri değil. 1902 yılına ait Georges Méliés’nin “Aya Seyahat” filminden başlayıp 2014 yapımı “Boyhood”a kadar sinema tarihinin pek çok filmine dair güzel renkli yazılar yazılmış. Olabildiğince farklı ülkelerden farklı türden başyapıtlar bir araya getirilmişler. Sinema tarihini altı ana başlıkla bölmüş ve her dönemin en iyilerinden birer seçki hazırlanmış. “Hoşgörüsüzlük” (Intolerance), “Potemkin Zırhlısı” (Bronenosets Potyomkin), “Metropolis”, “Mavi Melek” (Der Blaue Engel), “Oz Büyücüsü” (The Wizard of Oz), “Yurttaş Kane” (Citizen Kane), “Casablanca”, “Bisiklet Hırsızları” (Ladri di Biciclette), “Tokyo Hikayesi” (Tokyo Story), “Caniler Avcısı” (The Night of the Hunter), “Bonnie ve Clyde”, “Baba” (The Godfather) “Çin Mahallesi” (Chinatown), “Jaws”, “Star Wars”, “Alien”, “Blade Runner”, “Ucuz Roman”, “Amelie” ve hatta Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” gibi birbirinden unutulmaz klasik filmler aslında ne anlattıkları, ilginç özellikleri ve hakkındaki kısa tanıtımlarıyla keyifli okumalara kapı açıyor; bazı filmleri izlemiş olsanız bile tekrar izleme isteği uyandırıyor. (Alfa Yayınları, 352 sayfa)

 

CESUR YENİ MEDYA / HENRY JENKINS

Dünya değişiyor, medyası da öyle… İnternetin hayatımıza girişi dünyanın her yerindeki ‘birey’i de ister istemez değişikliğe uğrattı. Bugün ülkemizde kimi zamanlarda yaşatılan internet kısıntıları ciddi maddi ve manevi zararlar yaşatmakta mesela. Ama bu kitabın yazarı Amerikalı medya profesörü Henry Jenkins, meseleyi daha çok insanların haber alma alışkanlıklarına ve özgürlüklerine bakarak ele alıyor. Sosyal medyanın da giderek daha çok dahil olduğu bu yeni medyanın tüketicilerinin artık eskiye göre çok daha aktif olduğuna dikkat çekip, Youtube’un, Facebook ve Twitter’ın medya olgusunu baştan nasıl değiştirdiğini anlatıyor. Yeni medyanın dini, eğitimi, hukuk ve siyaseti nasıl değiştirdiğini güncel örneklerle akıcı bir şekilde ve bilimsel araştırmalar eşliğinde bir bir anlatıyor. 2006 tarihli bu ödüllü kitabın o zamanki örneklerle ortaya koydukları bile günceli gayet yakalamakta.

Jenkins’in kitabı önce medyadaki değişim hakkında genel bir girizgahla açılıyor. Sonra da tüm dünyayı hegemonyası altına alan “Survivor” ve “American Idol” gibi reality yarışmaların özelinde internet çağı televizyonculuğuna dikkat çekiyor. “Survivor”ın yayımcı kanal CBS tarafından nasıl yönlendirildiğini (bizde de TV8’in aynı işlevi nasıl gerçekleştirdiğini farketmenizi sağlıyor) anlatıyor.

Yeni medyanın sinema ayağını “The Matrix” filminden yola çıkarak koyuyor önümüze Jenkins ve “Star Wars” ve “Harry Potter” serilerinin son tüketiciyle yeni medya üzerinden kurduğu ilişkileri irdeliyor. Özellikle ‘transmedya hikaye anlatıcılığı’ konusunda yazdıkları çok önemli… En sonunda da yeni medya araçlarının dünya siyasetine etkilerine dalıyor ve böylece tüm dünyayı her tarafından sarıp sarmalayan bir çalışmanın zevkli ve son derece bilgili bir profilni çıkartmayı başarıyor. Jenkins, yeni medyanın hayran yaratma üzerindeki etkisini kullanarak kitlelerin aslında nasıl da manipüle olabildiklerini çarpıcı örneklerle sunuyor. Bu içinde bulunduğumuz yeni çağı daha yakından ve derinlemesine anlamak için son derece faydalı bir kitap olduğunu rahatça söyleyebiliriz… (İletişim Yayınları, 455 sayfa)

 

CASUS / PAULO COELHO

Brezilyalı yazar Paulo Coelho ülkemizde de çok takip edilen bir yazar. “Simyacı”, “Veronika Ölmek İstiyor”, “Elif”, “Aldatmak”, “Şeytan ve Genç Kadın”, “Brida” romanlarıyla hayli sükse yapmıştı. Coelho şimdi de dünya tarihinin en tartışmalı kişiliklerinden biri olan Mata Hari üzerine yazdığı romanla gündemle. “Casus”, yazarın Hollandalı ünlü dansçının hayat hikayesini kurşuna dizilmeden önce avukatına yazdığı mektuplardan yola çıkarak oluşturduğu bir roman. Asıl adı Margaretha olan bu güzel kadın normal şartlarda çok daha önemli mevkilere gelebilecekken, güzel bir kadın olmasından dolayı erkekler tarafından hep sadece bu özelliği yüzünden önü tıkanmış bir karakter. Severek evlenmediği bir subay sayesinde başka ülkelerde kendisine gelecek aramış, egzotik danslara olan merakı ve yeteneği sayesinde ciddi bir dansçı olabilmişti.

Korkusuz, cesur ve her konuda atak bir kadın olduğu için Paris’e taşınmaya karar verdiği ilk günden itibaren bambaşka bir kadere doğru sürüklenir. Mata Hari’yi Almanlar için çalışan bir kadın casus olarak tanıttı bize tarih, Coelho’nun romanı bize onun kendi hikayesini doğru bir şekilde anlatma fırsatı tanıyor. Yazarın elindeki malzemeyi yeterince olgunlaştıramadığını ve olayların fazla hızlı ilerlediğini, psikolojik ve sosyolojik olarak boşlukların olduğunu düşünsek de kolayca okunan bir esere imza atıyor. Bir de keşke son sahneyi en başta vermeseymiş… (Can Yayınları, 150 sayfa)

 

 

 

Birbirinden değerli kitap ve filmleri sizler için Kioskluyoruz :)

Yorum Yap

Yazarın Diğer İçerikleri

Av İle Avcı Dost Olunca
Predator: AVCI GÜÇLENDİ
Çocuklarla Süper Kahramanlık
Büyüyünce kaybettiğimiz şeyler
Tom Cruise ile nefes nefese
Abba ilacımız geldi!
“Zor Ölüm” taklidi bir gişe eğlencesi: Gökdelen
En küçük süper kahraman: Ant-Man
Yeter ki oyunsuz olmasın hayat!
Gelinlerin savaşı
Deadpool’da biraz ehlileşme var!
Kadınlar ve Elmaslar
Bu bir aşk hikayesi değil!
Dinazorlu felaket filmi
BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU
Bir çıkış yolu aramak…
Han Solo gençken daha mı ciddiymiş?
Makineleşen İnsan Mı; İnsanlaşan Makine Mi?
3 Film 3 Kitap
BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU