3 FİLM 1 KİTAP

  • 9 Haz 2017

3 Film ,AŞIKLAR ŞEHRİ, YAŞAMIN KIYISINDA, AY IŞIĞI, 1 Kitap, ÇOCUKLUĞUN SONU hakkında



AŞIKLAR ŞEHRİ

La La Land
Yönetmen: Damien Chazelle
Oyuncular: Ryan Gosling, Emma Stone, John Legend
122 dakika, 7+

“Aşıklar Şehri” sadece duygusal bir aşk hikayesi anlatmakla kalmıyor. Artık bu ortamda eski filmlerdeki gibi bir aşk yaşamak, teknolojinin bozmadığı eski tarz müziklerle bir yere varmak, eski alışkanlıklarımızı (hatta sinema salonlarımızı) ve hayallerimizi koruyabilmek hiç kolay değil de diyor. Zira Sebastian ve Mia da aralarındaki bu ‘değerli’ aşkı korumakta çok zorlanıyorlar. Çünkü yine eskide kalmış bir şeyi yaşatmaya çalışıyorlar: kendinden önce bir başkasını düşünmek!
Müzisyen Sebastian’ın yapmak istediği klasik caz, asansör müziğine indirgenmiş adeta can çekişiyor var olabilmek için. İstediği müziği çaldığı an çalıştığı bardan kovuluyor. Oyuncu olmaya çalışan Mia, katıldığı seçmelerde bile sürekli yarım bırakılıyor. Zaten eski değerleri sürdürmek isteyenlerin bir şey yaşamasına izin vermeyen bir düzendir bu. İrili ufaklı o kadar çok şeyle mücadele etmek zorundasınız ki, istediğiniz gibi yaşayabilmek için; Sebastian’ın klasik müzikallerdeki gibi Mia’yla şarkı söyleyip dans ettiği romantik sahneyi bir iPhone sesinin sonlandırması gibi artık hayatımız. Sinemada eski bir filmi izlerken, bir cesaretle sevdiğinizi öpmek üzereyken bir anda tüm ışıkların yanması gibi hatta; Mia’nın canhıraş bir şekilde yüreğinden kopararak yazdığı tiyatro oyununu ‘tek kadının oynadığı oyunlar çok kötü oluyor’ diyen adamlarla dolu ortalık. Maddi gerçekler bazen ideallerinden ödün vermeye zorlar seni, Sebastian gibi bir gün bir bakarsın ki eskiden eleştirdiğin şeylerin tam içindesindir artık!
“Aşıklar Şehri” klasik Amerikan müzikallerine saygı ve sevgisini gösterdiği şahane koreografilerle, birbirine çok yakışan iki oyuncusuyla, özenle çalışılmış müzikleri ve yönetmen Damien Chazelle’in samimi, dinamik, enerji dolu üslubuyla tıpkı Sebastian ve Mia gibi sinema seyircisini de büyülüyor. Ama şu bir gerçek ki; iki aşığı oynayan Ryan Gosling ve Emma Stone’un varlığına, onların kimyalarına çok şey borçlu film. Çünkü hikayenin açıklarını ikisinin bu şahane uyumu ve sıcak performansları kapatıyor. O kadar iyiler ki, Mia ve Sebastian’ın kağıt üstünde hayli yüzeysel kurulmuş karakterlerini kendi bedenleriyle dolduruyorlar, derme çatma kurulmuş kariyer planlarını, filmde dramatik bir kırılma yaratan ve aralarında bir anda başlayıveren sorunun nasıl aceleye getirildiğini sorgulayamıyor, hatta hoşgörüyorsunuz onlar sayesinde.

 

YAŞAMIN KIYISINDA

Manchester By The Sea
Yönetmen: Kenneth Lonergan
Oyuncular: Casey Affleck, Michelle Williams, Kyle Chandler
131 dakika, 13+

“Yaşamın Kıyısında”da hiçbiri ‘film karakteri’ gibi durmayan, hayatın içinden karakterlerin hüzünbaz hikayesini izliyoruz. Hikayenin ortasında ise çok acı bir trajediye sebep olmuş, sonrasında kendini yalnızlığa ve mutsuzluğa mahkum etmiş, gün doldurur gibi yaşayan Lee Chandler adlı genç bir adam var. Lee bir gün abisinin öldüğü haberini alınca doğup büyüdüğü kasabaya geri döner. Abisi bütün mal varlığını ve ergen oğlunun velayetini ona bırakmıştır. Ancak Lee zaten kendi yaşamını gönülsüzce yaşayıp giden bir adamken büyüme çağında genç bir delikanlının sorumluluğunu nasıl alabilsin ki? Peki Lee’yi bu hale sokan o büyük trajedi neydi acaba?
“Yaşamın Kıyısında” hayata ve hayatın yaşattığı acılara katlanarak, pes etmeden yaşamanın zorluğuna dikkat çeken çok ‘insani’ bir film. Yıllar geçse bile acısı ve etkisi bir gram bile eksilmeyen kayıplarımızla yaşamanın yükünü bir film en fazla ne kadar hissettirebilir? Aynı temayı kullanarak içimizi yakan pek çok film izlemişizdir şimdiye kadar ama çok azı “Yaşamın Kıyısında” kadar sade, basit ama etkileyici bir senaryoyla karşımıza çıktı. Filmin gücü tamamen burada, asla şov yapmıyor, izleyicinin duygularını sömürmek için abartılı hamlelere başvurmuyor yönetmen ve yazar Kenneth Lonergan.
“Yaşamın Kıyısında”yı çok özel yapan şeylerden biri de karakteri Lee’yi, onu çok iyi içselleştirmiş Casey Affleck’in performansından güç alarak çok iyi anlamamızı sağlaması. Lee’nin iç dünyasını, ara ara uyanan acısını ve hislerini çok iyi yansıtan sahneler yazılmış. Affleck’in gidip gelen ses tonunu bile kullanarak hayat verdiği Lee’nin acısını, pişmanlığını ve yoğun kederini iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Onunla benzer acılar yaşamasanız bile empati kurabiliyorsunuz. İzleyin pişman olmayacaksınız…

 

AY IŞIĞI

Moonlight
Yönetmen: Barry Jenkins
Oyuncular: Mahershala Ali, Shariff Earp, Duan Sanderson
106 dakika, 15+

Miami’nin kenar mahallelerinde yaşayan siyah bir çocuk olan Shiron’un zor bir hayatı var. Babası ölmüş, uyuşturucu bağımlısı annesi Paula’nın ilgisizliği, fakirlik ve okulunda/mahallesindeki çocukların zorbalıkları arasında sıkışıp kalmış. Shiron, iyi huylu ve naif özellikleri de olan uyuşturucu satıcısı Juan’la ve sevgilisi Teresa ile tanışınca geleceği de farklı bir yönde şekillenmeye başlar.
Aslında üç bölümden oluşan bir yapıya sahip olan film Shiron’un itilmişliğinin ve suskunluğunun asıl nedenini ilk bölümde hissettirip ikinci bölümde netleştiriyor. Shiron’un cinsel kimliği daha çocukken onu içinde yaşadığı çevrede yalnızlaştırmaya başlıyor. Bağımlı annesi, siyahlar topluluğunun maço kuralları onu sadece yalnızlaştırmıyor, sürekli taciz de ediyor, aşağılıyor. İkinci bölümde Shiron’u biraz daha büyümüş ama aynı sorunların giderek daha da ağırlaştığı bir konumda izliyoruz. Tek arkadaşı Kevin ve manevi annesi Teresa dışında kimseden bir yakınlık görmüyor.
Üçüncü bölümde yetişkin Shiron’u bambaşka bir halde buluyoruz artık. Yaşadıklarına karşılık kendini koruma güdüsünün etkilerini onun kaslı vücudunda, takma altın dişlerinde, belindeki silahında görüyoruz. Ama Shiron’un sessizliği baki, bir de içindeki o utangaç sevgi. Öyle bir aşk ki o senelerce bir gram bile eksilmeden içinde bir sır olarak saklanmış, bozulmamış ve körelmemiş bir aşk.
İnsanoğlunun en temel sosyal güdülerinden biri olan yalnız kalmama çabası, maalesef kimilerinde naif özellikleri veya seçimleri yüzünden sonuçsuz kalıyor. “Ay Işığı” en başta bunun filmi. Sadece kimliği yüzünden tahammülsüz çevresi tarafından yapayalnız bırakılan genç bir erkeğin hikayesi bu.
Bütün önyargılarınızı bir kenara bırakın, Shiron’un sessiz çığlığına şahit olun ve onu anlayın. Tahammülsüzlük, ayrımcılık ve farklı olan insanlara karşı düşmanlık bu dünyayı, bu hayatı yaşanmaz hale getirmekte. “Ay Işığı” izleyenlerine empati yayan, sakin sakin akan, melankolik ve nefis bir görüntü çalışmasının ürünü, etkileyici bir film.

***

 

ÇOCUKLUĞUN SONU

Childhood’s End
Arthur C. Clarke
İthaki Yayınları, 256 sayfa

Daha çok Stanley Kubrick’in sinema uyarlamasıyla anılan “2001: Bir Uzay Macerası” adlı kitabıyla bilim-kurgu edebiyatının başyapıtlarından birine imza atan Arthur C. Clarke’ın 1953’de yazdığı “Çocukluğun Sonu” adlı romanı 2001 kadar ün salmış olsa da türünün en iyi örneklerinden biri olarak kabul görmektedir. Üç bölümden oluşan kitap farklı bir uzaylı istilası hikayesi sunuyor okurlarına… İlk bölümde modern dünyaya gelen uzaylı istilacıların güzemini çözmeye çalışan insanların izini sürüyoruz. Uzaylılar kendilerini göstermiyorlar ve tek bir temsilci yoluyla dünyayla iletişim kuruyorlar. Dünyadaki bütün eşitsizlikler, savaşlar ve fakirlik sona eriyor. Dünyalıların Hükümdar adını taktıkları uzaylılar dünyaya geldiklerinden 50 yıl sonra kendilerini gösteriyorlar. İkinci bölüm dünyanın altın çağını sunuyor bize. Ama insanoğlu yine de rahar durmuyor, bu ütopyanın altındaki gizemi kendi yöntemleriyle çözmeye çalışıyorlar. Üçüncü bölüm ise tümüyle sürpriz. Çok iyi yazılmış bir senfoni gibi adeta.
Clarke’nın yoğun felsefe içeren görüşlerini basit cümlelerle her kesimden okurlarına rahatça aktarabilme becerisi “Çocukluğun Sonu”nda da kendisini gösteriyor. Üzerinde birbirimizi yediğimiz, tatminsizliklerimizi yarıştırdığımız dünyanın kainat üzerindeki küçüklüğüne dikkat çekiyor yazar bu etkileyici eserinde. Şöyle söylüyor mesela: “Hiçbir ütopya, toplumun bütün bireylerine sonsuza dek tatmin sağlayamaz. Maddi şartları iyileşen insanlık, gözünü daha yükseklere diker, bir zamanlar rüyasında bile göremeyeceği güç ve mülke burun kıvırmaya başlar. Dış dünya onlara her şeyi sunmuş olsa bile, insanların akıllarındaki sorular ve kalplerindeki özlem susmak bilmez.”
Bu pencereden bakınca romanın adı olan ‘Çocukluğun Sonu’nun çift anlamlı olduğunu söylemek mümkün. Buradaki çocukluk hikayenin sonundaki çocuklar değil, bizzat insanoğlunun kendisi aslında!

Burak Göral ile birbirinden değerli filmleri ve kitabı sizler için Kioskluyoruz :)

Yorum Yap

Yazarın Diğer İçerikleri

Av İle Avcı Dost Olunca
Predator: AVCI GÜÇLENDİ
Çocuklarla Süper Kahramanlık
Büyüyünce kaybettiğimiz şeyler
Tom Cruise ile nefes nefese
Abba ilacımız geldi!
“Zor Ölüm” taklidi bir gişe eğlencesi: Gökdelen
En küçük süper kahraman: Ant-Man
Yeter ki oyunsuz olmasın hayat!
Gelinlerin savaşı
Deadpool’da biraz ehlileşme var!
Kadınlar ve Elmaslar
Bu bir aşk hikayesi değil!
Dinazorlu felaket filmi
BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU
Bir çıkış yolu aramak…
Han Solo gençken daha mı ciddiymiş?
Makineleşen İnsan Mı; İnsanlaşan Makine Mi?
3 Film 3 Kitap
BURAK GÖRAL İLE KÜLTÜR SANAT REYONU