Bir Şey Olmaz

  • 31 Ağu 2026

Bazı haberler bizi yalnızca üzmüyor. İçimizde tarifsiz bir öfke, büyük bir çaresizlik ve uzun süre geçmeyen sorgulamalar, hayıflanmalar oluşturuyor.



Girne açıklarında batan yolcu gemisi benim için tam da böyle hissettiren durumlara bir yenisi olarak eklendi. Bir gemi battı. İnsanlar hayatını kaybetti. İnsanlar kayboldu. Aileler, sevdiklerinden gelecek bir haberi bekliyor. Ve belki de bu facianın en ağır taraflarından biri, kayıp olan iki çocuğun, Saliha Miray ve Mehmet Asaf'ın ailelerinin yaşadığı tarifsiz bekleyiş.

Bir anne olarak bu görüntüyü, bu bekleyişi, bu ihtimali düşünmek bile çok ağır. Çünkü çocuk söz konusu olduğunda insanın kalbi bir başka atıyor.

Bu yazıyı yaşanan facianın nedenini bildiğimi iddia ederek yazmıyorum. Bunun için soruşturmaların tamamlanmasını ve gerçeklerin ortaya çıkmasını beklemek gerekir. Ancak bu olay bana çok daha büyük bir meseleyi yeniden düşündürdü.

Biz ne zaman “bir şey olmaz” anlayışından vazgeçeceğiz?

Ne zaman bir kuralın gerçekten bir insanın hayatını korumak için var olduğunu hatırlayacağız?

Ne zaman “bir şey olmaz” cümlesi ile kuralları hafife alan, özensiz tutumlardan vazgeçeceğiz?

Çünkü hayatımızda aldığımız bazı kararların bedelini yalnızca biz ödemiyoruz. Bir kaptanın kararı, gemideki yüzlerce insanı ilgilendiriyor. Bir yöneticinin güvenlik konusundaki ihmali, çalışanlarını ve müşterilerini ilgilendiriyor. Bir işletmenin “bir şey olmaz” diyerek aldığı risk, hiç tanımadığı insanların hayatına mal olabiliyor. Bir insanın trafik kuralını ihlal etmesi, hızlı gitmesi, yalnızca kendi hayatını değil, karşısındaki ailenin hayatını da değiştirebiliyor.

İşte tam da burada “ben”den “biz”e geçmemiz gerektiğine inanıyorum. Bence toplumsal yaşamın en önemli meselelerinden biri bu. Çünkü yalnızca kendimizi bağlayan konularda değil bütünü dikkate aldığımız bir yerden etik davranmak zorundayız. Kendimizi doğrudan ilgilendirmeyen bir konuda da başka insanların hayatına dokunduğumuzu fark ettiğimiz anda, asıl toplumsal sorumluluğumuz başlıyor.

Kurallar, ihlal edilmek için değil güvenli yaşamı tesis etmek için var. Bunu hepimiz biliyoruz. Kask takmak, emniyet kemeri takmak, hız kurallarına uymak, binaları yönetmeliklere göre uygun inşa etmek, temel kalite standartlarını sağlamak ve daha pek çok kural yada yönetmeliğin yaşam güveliğimiz için getirildiğini neden anlamakta zorlanıyoruz. 

Etik Nedir?

Etik, kimse görmediğinde de doğru olanı yapabilmektir. Denetleyen yokken de kurala uymaktır. Kimse fark etmeyecek olsa bile işini olması gerektiği gibi yapabilmektir. Bir başkasının hayatını da  kendi hayatımız kadar değerli görebilmektir.

Ne yazık ki zaman zaman “Bir şey olmaz” cümlesini o kadar kolay kuruyoruz ki, o cümlenin arkasında ne büyük sorumluluklar ve sorumsuzluklar olduğunu unutuyoruz.

Bir şey olabilir. Hem de çok şey olabilir. Ve olduğunda çoğu zaman geri dönüşü olmayabilir. Bu yüzden artık “bir şey olmaz” demek yerine "her şey olabilir" diyerek tüm önlemleri alarak, kurallara uyarak, özen gösterip, önem vererek her şeyi yapabiliriz. 

Ya olursa?

Ya bizim önemsemediğimiz o küçük ayrıntı, bir başka insanın hayatındaki en büyük felakete dönüşürse?

Ya bizim için önemsiz olan bir ihmal, bir annenin evladını kaybetmesine neden olursa?

Ya bizim “bir şey olmaz” dediğimiz şey, başka birinin hayatındaki son an olursa?

Kurallara yalnızca ceza almamak için değil, insana değer verdiğimiz için uyduğumuzda, bir işi “olduğu kadar” değil, olması gerektiği gibi yaptığımızda, ve en önemlisi, “ben” yerine “biz” diyebildiğimizde, daha az sorun yaşar ve daha yaşanabilir bir hayatın kapısını aralayabiliriz.

Çünkü medeniyet yalnızca yollar, binalar, gemiler, köprüler ve teknolojiden ibaret değil. Medeniyet, insanın başka bir insanın hayatına verdiği değerdir. Birbirimizin hayatını ne kadar önemsediğimizdir. Bir başkasının çocuğunu kendi çocuğumuz kadar korumayı, hakkını gözetebilmeyi, iyiliğini isteyebilmeyi öğrenebilmektir. Bir başkasının güvenliğini kendi sorumluluğumuz olarak görebilmektir.

Peki, hayatımızı yaşarken başkalarının hayatına ne kadar özen gösteriyoruz?

Bu sorunun cevabı çok önemli. Çünkü daha güvenli, daha adil, daha yaşanabilir bir toplum yalnızca daha ağır cezalarla değil; daha yüksek bir toplumsal bilinç, daha güçlü bir etik anlayış ve daha fazla sorumluluk duygusuyla kurulabilir.

Bugün bu gemide hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Kayıp olanlara bir an önce ulaşılmasını, ailelerinin güzel bir haber almasını diliyorum. Ve en çok da iki çocuğun adını düşünerek yazıyorum bu satırları.

Saliha Miray ve Mehmet Asaf...

Umarım bu iki çocuğun adı yalnızca bir facianın içinde kalmaz.

Umarım onların yaşadığı bu acı, hepimize bir kez daha “bir şey olmaz” anlayışının ne kadar ağır sonuçları olabileceğini hatırlatır.

Çünkü bazı şeyler gerçekten “bir şey olmaz” denilerek geçiştirilemeyecek kadar değerlidir.

İnsan hayatı gibi.

Nezaket ve zarafet ile iletişimde kalalım.

Kioskla kalın.

Yorum Yap

Yorumlar (5)

  • Profil Resim
    Aslıhan Çağlak

    ‘Ben’den ‘biz’e geçişi bu kadar sade ve güçlü anlatan bir yazı... Kaleminize, yüreğinize sağlık.

    Cevap
  • Profil Resim
    Sevil Üzgün Adil

    Yorumunuz okadar yerinde okadar nahif ki. Elinize sağlık.

    Cevap
  • Profil Resim
    Ayşe Kılıç

    Bu yazınızla birlikte geçmiş yazılarınızı da okudum. Siz toplum mühendisi olmalıymışsınız.

    Cevap
  • Profil Resim
    Ali Keskin

    Tespitleriniz ve yorumlarınız çok doğru.

    Cevap
  • Profil Resim
    Sibel Yılmaz

    O kadar güzel ifade etmişsiniz ki, diğer yazılarınızı da merak edip okudum. Bakış açınıza hayran kaldım. Sizin gibi insanların çoğalmasını diliyorum.

    Cevap

Yazarın Diğer İçerikleri

Bazen Susmak da Bir Cümledir
Güvende miyiz?
Hayatımıza İyi ya da Kötü Gelen İnsanları Ayırt Etmenin Yolları
Dün Yapılan Seçimlerin Sonuçları Bugün Yaşanıyor
Zor Zamanlar, Büyük Acılar ve Birbirimize Kenetlenme Zamanı
Fonda Hep Mi Ünzile Çalacak, Hiç Mi Bitmeyecek
Kız Kardeşlikler ve Hikayeleri Daima Çok Özeldir
Eğer Bir Seçim Yoksa Sonuçlarına Katlanabileceği Bir Yaşam da Olmamalı
İletişim Yetinizin Hakkını Verebiliyor musunuz?
Biz Olduğunuzda
Başarı Dediğin Şey
Kadının ve Türk Kadınının Değeri
Ne Menem Bir Duygudur Şu Kibir
Bende bu toplumun bir kadın üyesi olarak dile gelmek istedim.
Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü
İnsanlığın En Masum Hali
Kutlamalar Yetmez